Sedef hastalığı hamilelikte bebeğe geçer mi ?

Sedef hastalığı nedir ?

Genetik yatkınlıkla birlikte ortaya çıkan sedef hastalığı; çok sık görülen, toplumun neredeyse %2’sini kapsayan, kronik (müzmin) bir deri hastalığı olarak tanımlanır. Son zamanlarda yapılan araştırmalar ve bilgi birikimleri doğrultusunda bu hastalığın başka pek çok sistemik hastalığın yansıması olduğu yargısına varılmıştır. Bu yüzden sedef hastalığı sadece bir deri hastalığı değil; çoklu sistem hastalığı olarak da tanımlanabilir. Bağışıklık sistemi,  bu çoklu sistemik bozukluk içerisine dâhil olan elemanlardan en önemlisidir.
Sedef hastalığı Tıp dilinde “psoriasis” olarak anılır. Sedef hastalığı için belli bir yaş aralığı gözetilmemektedir. Her yaştan insanda görülebilir. Diğerlerinden farklı olarak ailesinde sedef hastalığı yaşayan kişilerde bu hastalığın görülme oranı çok daha yüksektir.
Sedef hastalığı bağışıklık sisteminin zayıf olmasından kaynaklanan bir hastalık değildir. Tam aksine bağışıklık sisteminin gücü yerindedir; ancak bu gücü kötüye kullanır. Yani hatalı bağışıklık yanıtları verir. Bu da vücudun kendi dokusunun zarara uğramasına sebep olur.

Sedef hastalığı bulaşıcı mı ?

Hayır, kesinlikle sedef hastalığı bulaşıcı bir hastalık değildir. Kişinin kendi genetik yapısının ve bağışıklık sisteminin bir yansımasıdır.


Sedef hastalığı neden olur ?

Hastalığın ortaya çıkmasına sebep olabilen tipik sedef hastalığı nedenleri ve tetikleyici faktörleri şunlardır:
  • Yaralanmalar
  • Mikrop sebepli iltihaplar
  • Depresyon ya da stres gibi psikolojik sıkıntılar
  • Kullanılan bazı ilaçlar (Ağrı kesiciler, sıtma ilaçları, kortizon, lityum, metoprolol, atenokol, karvedilol, interferon gibi bir takım ilaçlar buna örnektir.)
  • Aşırı yorgunluk (Bağışıklığı düşürdüğünden dolayı aşırı yorgunluk sedef hastalığında tetikleyici rol oynayabilir.)
Bağışıklığı baskılayan bu ve bunun gibi faktörler sonucunda bağışıklık hücrelerinde olumsuz bazı olaylar meydana gelebilir ve bir süre sonra bağışıklık tekrardan güç kazandığında sistemde hatalı bağışıklık yanıtları oluşmaya başlar. Bu durum deride lezyonlarla kendisini gösterir ve sedef gelişir.

Sedef hastalığı belirtileri

Sedef hastalığının belirtileri genellikle tipiktir. Sedef başlangıcı aniden olabileceği gibi, sinsi ve yavaş bir şekilde de ilerleyebilir. Sedef hastalığı deride parlak kırmızı renktedir ve bu lezyonların üzerinde sedef rengi beyaz pullanmalar ve döküntüler oluşur.
  • Lezyonlar oval, yarım ay, yuvarlak veya kıvrımlı şekillerde olabilir.
  • Diz kapağında, dirseklerde, kuyruksokumunda ya da saç derisinde çok sık görülür. (Hastalığın “Psoriasis vulgaris” formu bunda etkendir. Vücudun geriye kalan diğer kısımlarında da başka formlarda görülebilir. )
  • Sedef hastalığı deriden hemen sonra eklemlerde de tutulum gerçekleştirebilir. Bu durumda hastada eklemlerde ağrı, hareket kısıtlılığı, şişlikler, kızarıklıklar, hassasiyet ya da ısı artışı görülebilir. (Sabah katılığı) Parmaklar, ayak bilekleri ve dizlerde bu durum sıklıkla görülür. Bu duruma “sedef romatizması” denir. Sedef romatizması tıp dilinde “psöriyatik artrit” olarak anılır.
  • Eklem tutulumları tırnaklarda iğne başı büyüklüğünde küçük çukurcuklarla kendisini gösterir.
  • Kaşıntı pek yaşanmaz.
  • Lezyonlar tırnakla kaşındığı zaman küçük yaralar oluşturabilir.
Sedef belirtileri tüm yaş gruplarında aynı belirtilerle yaşansa da sedef başlangıcı çocuklarda biraz farklı bir şekilde ortaya çıkabilir. Çocuklarda bu hastalık genellikle bir boğaz enfeksiyonunu takiben başlamaktadır. Boğaz enfeksiyonu çocuğun bağışıklık sisteminde bazı değişimlere sebep olur ve hatalı bağışıklık yanıtlarına yol açabilir.
Sedef hastalığı dramatik seyrettiğinde ve görünür yerlerde meydana geldiğinde kişinin hem hayat kalitesi hem de sosyal hayatı ciddi anlamda etkilenebilmektedir. Sedef hastalığı bazen bütün vücudu kaplar. Özellikle hareketli eklemlerin olduğu yerdeki deri yüzeylerinde çatlamalar meydana getirebilir. Bütün bunlar hastaya ciddi yaralanmalar, acılar yaşatır. Anormal görüntüden dolayı kişiler hiç kimse ile görüşmek istemez; içe kapanıklık ve asosyallik gibi durumlar yaşanabilir.

Sedef hastalığı ölüme neden olur mu ?

Sedef hastalığı genel itibari ile öldürücü bir hastalık değildir, ancak ciddi bir hastalıktır. Sedef hastalığının vücuttaki yayılımı ve formu hayati tehlike konusunda belirleyicidir. Nadir de olsa bazı sedef hastalığı formları bütün vücutta iltihaplı yaraların oluşmasına sebep olabilir. Bu yaraların vücutta yoğunlukta olması ve bağışıklık sisteminin bu durumun üstesinden gelecek güce sahip olamaması durumlarında sedef hastalığı ölümcül bir tablo oluşturabilir. Bu yüzden ciddiye alınıp önüne geçilmesi gereken bir hastalıktır.


Sedef hastalığı çeşitleri

Sedef hastalığı ortaya çıkan belirtilerine göre farklı isimlerde kategorize edilmektedir. Bu hastalık hangi çeşitte olursa olsun kesinlikle bulaşıcılık özelliği taşımazlar. Bir kişide sedef hastalığı oluştuğunda genellikle vücutta tek bir sedef çeşidi etkin olur.
Plak tipi sedef : Toplumun çoğunda bu sedef çeşidi görülür. Kırmızı lezyonlardır. İltihaplı, kabarık ve beyaz sedefli pullarla dolu olan bu lezyonlar çoğunlukla diz, dirsek, bel ve kafa derisi bölgelerinde görülür.
Püstüler tip sedef : Ellerde ve ayaklarda sıklıkla rastlanan bir türdür. Çoğunlukla yetişkinlerde bu duruma rastlanır. Kimyasal maddelerin bunda tetikleyici olduğu bilinir. Elde ve ayaklarda beyaz baloncuk şekillerinde ortaya çıkar. Bu baloncukların içi iltihaplı olmayan sıvıyla doludur. Kızarık deri ile çevrelenmiştir.
Gutat tip sedef : İnce yapılı lezyonlardır. Deri üzerinde ayrı ayrı lekeler şeklinde görülür. Bu lekeler kırmızı renktedir ve küçüktür. Yaygın olarak genç yetişkinleri ve çocukları etkisi altına alır. Kol bacak ve göğüs bölgesinde sıklıkla görülür.
İnverse tip sedef : Deri kıvrımlarında, sürtünmeye müsait yerlerde görülen sedef türüdür. Bu sedef türleri genellikle düzgün yüzeyli ve parlak kırmızı renkte olur. Bacak arası, kalçalardaki deri kıvrımları, cinsel organlar, koltuk altları, meme altları, kasık bölgeleri bu sedef tipinin etkilediği bölgelerdir.
Eritrodermik tip sedef : Nadir görünen ve ölümcül sonuçları olabilen bir sedef tipidir. Bu sedef tipi vücutta geniş bir alan kaplar ve işin en tehlikeli kısmı da bu sedefin iltihaplı bir sedef olmasıdır. Dönemsel olarak ortaya çıkar. Kızarık deri lezyonları kaşıntılıdır. Döküntülü pullanma ise vücutta yaygındır. Bu türde hem tıbbi hem de alternatif tedavi büyük önem taşır.

Sedef hastalığı nasıl teşhis edilir?

Sedef hastalığı genellikle tecrübeli doktorlar tarafından gözle muayene yapılarak teşhis edilen bir hastalıktır. Çoğu kez bu teşhis doğru olur ve gerekli tedavi uygulanır. Ancak özellikle kafa derisindeki sedef hastalığının “yağlı egzama” da denilen “saboreik dermatit” ile karıştırıldığı olur. Bu tür karmaşık durumlarda en doğru yol, doku üzerinden biyopsi (parça) alınarak laboratuarda incelemeye gönderilmesidir. Diğer deri hastalıkları da bu tip belirtiler verebileceğinden şüpheli durumlarda bu işlem uygulanır. Bu şekilde lezyonun alerjik bir durum mu, bir deri kanseri başlangıcı mı, sedef hastalığı mı, enfeksiyon mu yoksa egzama mı olup olmadığı net bir şekilde anlaşılmış olur.
Tedaviye cevap vermeyen ve hatta daha da derinleşen sedef yakınmaları da cilt kanseri ya da cilt lenfoması gibi önemli cilt hastalıklarının habercisi olabilir. Bu durumda “Mikozis fungoides” adı verilen ayırıcı “biyopsi/lezyonlu dokudan parça alma” yönteminden yararlanılır. (bknz : cilt kanseri nedir)

Sedef hastalığı tedavisi

Sedef hastalığı tedavisi var mı, yok mu diye soracak olursak; söylemek gerekir ki sedef hastalığından tamamen kurtulmak bu günün şartlarında mümkün değildir.
Sedef hastaları yaşadığı süre boyunca zaman zaman ya da sık sık sedef atakları ile karşı karşıya kalır. Hastalık ataklar halinde ortaya çıkar. Bazı zamanlarda artış gösterirken bir anda gerileme dönemine de girebilir. Bu gerileme dönemi kendiliğinden; yani tedavisiz de yaşanmaktadır.
Sedef hastalığı tam olarak tedavi edilemeyen bir hastalık olarak bilinir ve bu maalesef doğrudur; ancak günümüz şartlarında sedef hastalığını rahatlatarak hayat kalitesini geri kazandıracak pek çok sedef tedavisi yöntemleri geliştirilmiştir.
Güneş ışığı sedef hastalığının adeta düşmanıdır. Bu yüzden sedef hastalığının tedavisi içerisinde “fototerapi” yani ışık tedavisi de bulunur. Bu tedavi yöntemi ile güneş ışığı etkisi sağlanmış olur.


Sedef hastalığı geçer mi ?

Sedef hastalığının semptomları geçici olarak son bulabilir; ancak bir gün mutlaka tekrardan kapıyı çalacaktır. Sedef hastalığının asıl sebebi net olarak bilinmediğinden sedef hastalığına kesin çözüm bulabilmek ve hiç olmamış gibi tamamen ortadan kaldırabilmek de pek imkân dâhilinde değildir.
Ancak sedef tedavisi kesin çözüm sunmasa da, iyileşme dönemlerini uzun tutabilmek ve semptomların psikolojik ve fiziksel etkilerini hafifletebilmek mümkündür. Alevlenme döneminden iyileşme dönemine geçildiğinde kişiler tetikleyicilerden uzak durup, verilen tedaviye muntazam şekilde devam edebildiği takdirde iyi dönemleri uzun tutacaktır.
Aşırı strese sokan ve yoran işler sedef hastaları için uygun işler değildir. Mecbur olmadıkça bu tip işlerden uzak durulmalıdır. Doktorun reçete etmediği ilaç kullanımlarından da kesinlikle kaçınılmalıdır.

Sedef hastalığı ilaçları

Dahilen (yani ağızdan) alınabilecek sedef hastalığı ilaçları da mevcuttur; ancak bu ilaçların yan etkisi asıl etkisinden çok daha baskın hissedilir:
  • Siklosporin : İshal, baş ağrısı, bulantı, kusma, kas ve eklem ağrısı, hipertansiyon, böbreklerde fonksiyon bozukluğu, diş eti problemleri gibi yan etkileri vardır.
  • Metatreksat : Böbrek, kemik iliği ve karaciğer problemleri, bulantı ve kusma gibi yan etkiler mevcuttur.
  • Retinoidler : Karaciğerde hasar oluşturma, saçta dökülme ve kas ağrısı en çok karşılaşılan yan etkilerdendir. Bu ilacın etkisi çok uzun sürebilir. Hamile kadınlarda bebek anomalilerine sebep olabileceği bilindiğinden dolayı bu ilacı kullanan kişilerin ilacı bıraktıktan sonra 3 yıl kadar hamile kalmaması gerekir.
Bu 3 ilaç sedef hastalığının tedavisinde kullanılan etkili ilaçlardır; ancak bu ilaçlara devam edilirken bir yandan da düzenli aralıklarla böbrek, karaciğer ve kan testleri yapılmalı ve son durum kontrol altına alınmalıdır. (bknz : kan tahlili nedir)
Bütün bu tedavilere yanıt vermeyen ya da ağır yan etkiler yaşayan sedef hastalarına bağışıklık sistemini baskılayıcı bir takım ilaçlar yazılır. Damar yolu ile uygulanan bu sedef hastalığı ilaçlarından bazıları şunlardır:
  • Etanersept
  • Alefasept
  • Adalimumab
  • İnfliksimab ustekinumab
Bu ilaçların organlarda fonksiyonel bozukluklar oluşturabildiği ve kanser riskini arttırabildiği gözlenmiştir.

Sedef hastalığı kremleri

Sedef kremi bu hastalığın tedavisinde en çok kullanılan yöntemdir. Bu kremlerin içeriğinde kortizon, antralin, tazarofen, vitamin D3, üre ve katran maddeleri bulunur. Sedef hastalığına iyi gelen kremlerden bazıları şunlardır:
Asis Sedef Kremi : Sedef hastalığının etkilerini hafifletmek adına özel ve doğal bileşenlerden üretilmiştir. Nemlendirme, çatlak ve döküntüleri giderme konusunda iyidir.
Hipokort Krem : Egzama tedavisinde de kullanılan bu kremin içeriğinde “hidrokortizon asetat” etkin maddesi bulunur. Kızarıklık, kaşıntı ve pullanmayı giderir. Özellikle yüzde ve saçta sedef oluşumlarını gidermede etkilidir. Temiz bir elle ince bir tabaka halinde düzenli olarak sürülmelidir.
Coresatin Sedef Kremi : Alerjisi olanlara mavi renkte olan Coresatin sedef kremi önerilir. Hassas ciltlere uygun bir kremdir. Güçlü bir nemlendirme etkisi vardır.
Mavena Sedef Kremi : Bu kremin içeriğinde B12 vitamini ve “siyanokobalamin” etkin maddesi bulunmaktadır. Cildi etkin şekilde nemlendiren bu kremin tedavi başarısı çok yüksektir. Normal zamanlarda cilt dokusunu nemli tutmak ve korumak için el kremi olarak kullanılması da mümkündür.
Ureacort 30 Gr : Bu kremin etkin maddeleri “üre” ve “hidrokortizon asetat” olmaktadır. Alerjik etkileri gidermede, iltihapları tedavi etmede ve nemlendirmede oldukça etkilidir. Tedavi başarısı çok yüksektir.
Psorcutan 30 Gr Pomad : Kortizon kullanımını tercih etmeyenler için geliştirilmiştir. “Kalsipotriol” maddesi bu kremin içinde bulunur. Bu maddeye karşı alerjisi olanların bu kremi kullanması sakıncalıdır. Yüz ve kafa derisi sedefleri için uygundur.

Sedef hastalığı ne iyi gelir ?

Sedef hastalarının beslenme listesinin doktoru tarafından kişiye özel oluşturulması gerekir. Her şeyden önce yaşam tarzı olumlu yönde değiştirilmelidir. Bu olumlu değişiklikler sadece sedef hastalığını değil, diğer pek çok hastalığı iyileştirecek ya da önüne geçecektir. Aşağıdaki tavsiyelere uyulduğu takdirde sedef hastalığına yakalanma riski azalacak ya da zaten sedef hastası olan kişilerin ataklarının sıklığı azalacak; kızarıklık, kaşıntı, sedef plakları gibi semptomların hafifletilmesi sağlanacaktır:
  • Alkol tüketimi sınırlanmalı ya da sonlandırılmalıdır. (En önemli yaşam tarzı değişikliğidir. Azaltmak da nispeten bir çare olsa da, hiç kullanmamak her zaman daha büyük bir avantajdır. Alkol tüketimi sedef ataklarında artışa sebep olur. Sedef hastalarının alkol tüketmesi ileri dönemlerde bu hastalığın eklemlerde tutulum yapması riskini arttırır. Alkol kullanımı bırakıldığında ise ciltteki sedef plaklarında belirgin düzelmeler görülür. ) (bknz : Alkol bağımlılığı nedir)
  • Bol sebze ile beslenilmelidir. (Diyabet/şeker hastalığı, kalp hastalığı ve kanserin önüne geçme konusunda sebze ağırlıklı beslenmek çok önemlidir. Bol lif içeriği olan sebzelerin tüketimi tercih edilmelidir. Böylelikle bağırsaklar çok iyi çalışır. Bağırsakların iyi çalışması vücuttaki tüm olumsuz etkenlerin dışarı atılması konusunda önemlidir. Bu yüzden bilinen tüm hastalıkların önüne geçebilmek için sebze tüketimine ağırlık verilmelidir.)
  • Yapılan yemeklerdeki yağ oranı düşürülmeli ya da düşük yağ oranlı besinler tercih edilmelidir.
  • Glisemik indeksi düşük olan sebze, meyve ya da hayvansal ürünlere yönelmelidir. (Glisemik indeks: Alınan karbonhidratların vücutta oluşturduğu “glikoza dönüştürme” tepkisinin ölçüsünü belirleyen bir sayısal değerdir.)
  • Stresten mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. (Stres, sedef hastalığı konusunda 1 numaralı tetikleyici faktördür. Bu yüzden stres faktörünü yönetebilmenin yolları aranmalıdır. Bu konuda meditasyon, yoga, nefes egzersizleri, yüzme, spor yapma gibi pek çok teknik geliştirilmiştir. Kişiler kendisine uygun olan yöntemlerden birisini seçerek stres ile baş etmeye çalışmalıdır. Bol bol dinlenmek, yürüyüşe çıkmak, kitap okumak gibi şeyler de stresin azalmasına yardımcı olur. Bu yöntemler uygulandığı halde stresle baş etmek mümkün olamıyorsa bir uzmana başvurmak gerekir. Bunlar için psikolog ya da psikiyatr görev yapmaktadır. Uzmanlar kişiye en uygun yöntemi belirleyebilir, strese sebep olan faktörleri irdeleyebilir ve onları ortadan kaldırmanın yollarını hastaları ile tartışabilir. Baş edilemeyen durumlarda bir takım stres giderici ilaçlar da verilebilmektedir.)
  • Sigara kullanımı tamamen bırakılmalıdır. (Sigara kullanımı hem sedefe yakalanma riskini artırır hem de var olan sedef hastalığının ataklarını sıklaştırır. Sigaranın vücutta yumuşak doku tahribatı yaptığını bu gün bilmeyen yoktur. Sigara kullanıcılarının en çok el ve ayaklarını ağır tipte seyreden sedef plakları kaplar. Sigara kullanmayan sedef hastalarının yaşam kalitesi her zaman sigara kullananlara göre çok daha iyidir. Sigarayı azaltmak bir çözüm yolu olarak görülmemelidir. Bu hastaların mümkünse sigara içilen ortamda bile bulunmaması gerekir. Sigarayı bırakma konusunda sorun yaşayanların Göğüs kliniklerinin içerisinde bulunan “sigarayı bıraktırma polikliniklerinden” yardım alması önerilir. Bu merkezlerde nikotin bandı, nikotin sakızı gibi tıbbi ürünler verilir. Bazı merkezlerde ise NLP tekniği uygulanarak kişinin sigarayı bırakması sağlanabilir. NLP; bilincimizin dışında bünyemizde yer edinen davranış şekillerini bilincimize taşıma, onlarla yüzleşme, kabullenme ve serbest bırakma prensibine dayanan bir zihin temizleme yöntemidir. Ayrıca düşünceleri geliştirme ve farklı/olumlu bir anlayış ya da algı oluşturma konusunda da iyi bir yöntemdir.)
  • Obezite (şişmanlık) durumundan kurtulmalıdır. (Kilo kontrolünü sağlayabilmek için muhakkak bir doktora başvurmak gerekir. Gerekli tahliller ışığında diyet listesi kişiye özel hazırlanır.)
  • Genel sağlık kontrolleri düzenli olarak yapılmalıdır. (Sedef hastaları diyabet, hipertansiyon, kolesterol ve kanser konusunda risk altında olan hastalardır. Bu yüzden rutin kan tahlillerinin belirli aralıklarla yapılması şarttır. Ayrıca deri kanseri, kolon kanseri, meme kanseri ve rahim ağzı kanseri taramaları yapılmalıdır.)
  • Düzenli egzersiz programı oluşturulmalıdır. (Haftada toplamda 150 dakika olacak şekilde düzenli ve hafif bir egzersiz programı oluşturulabilir. Sağlık problemi olanlar hangi egzersizi seçeceği konusunda doktoruna danışmalıdır. Zihin dünyasını dinçleştirmek için meditasyon çok önemlidir. Bu hem stresi hem de depresyonu önlemede yardımcı olur.) (bknz : rahim ağzı kanseri belirtileri)

Sedef hastaları için önerilen besin takviyeleri

Sedef hastalığı tedavisi desteklendiğinde çok daha iyi ve hızlı sonuçlar alınabilir. Aşağıda belirteceğimiz takviyeler ile bu destek sağlanacaktır:
D vitamini : Sedef hastalığı tedavisinde güneş ışığının etkisi büyüktür. Güneş ışığı vücutta D vitamini üretimini aktive eder. Derinin epidermis tabakasında (yani derinin üzerindeki ilk katlarda) keratinositler bulunur. Keratinositler, 7-dehidrokolesterolü UVB ışınları sayesinde D3 vitaminine dönüştürür. Güneş ışığı UVB ışınları açısından doğal bir kaynaktır. Bunun dışında UVB ışınlarının salınmasını sağlayan fototerapi işlemi yaptırılarak da bu etki sağlanabilir. Bunların yeterli gelmediği ya da mümkün olamadığı durumlarda oral kalsitrol (ağız yolu ile alınan kalsitrol maddesi içeren ilaç) ve topikal (deriye uygulanan) D vitamini preparatları da verilebilir. Sedef hastalarının kan serumu incelendiğinde D vitaminin biyoaktif (canlı dokuları etkileyen) formu olan kalsitrol (1,25-dihidroksikolekalsiferol) seviyesi oldukça azalmış görülür. Böyle durumlarda ağızdan takviyeye çok ihtiyaç duyulur. Topikal (deriye uygulanan) D vitamini preparatları ise ciltte aşırı hücre çoğalmasını engeller. D vitamini takviyesinin doktor kontrolünde alınması şarttır. Aksi halde kanda kalsiyum miktarı normal seviyenin üzerine çıkar. Özellikle dahilen (ağızdan) alınan takviyelerde bu risk daha fazladır. Topikal D vitaminlerinin yan etki oluşturma ihtimali çok daha düşüktür.
Vitamin ve mineral kompleksleriSedef hastalığı ile birlikte vücutta azalış gösteren A vitamini, B vitamini kompleksi ve çinko düzeylerinin normal seviyelere getirilmesi gerekir. Sedef hastalarının pek çoğunda glikoz ve serum insülin seviyelerinde ciddi artış görülür. Bu da tip-2 diyabet ve metabolik sendrom riskinin artmasına zemin hazırlar. Sedef hastalığı ile birlikte kanda düşen folik asit seviyesi ise kardiyovasküler (kalp ve damar) hastalıklarının riskinde artışa sebep olur. Bu durumların önüne geçmek için folik asit antagonisti ilaçlar yazılabilir. Sedef hastalığında kullanılan metatreksat ilaçları ile birlikte folik asit takviyesi mutlaka yazılır. Bu takviye doktor kontrolünde alınmalıdır. Doktorun belirlediği ölçüde günde 1-5 mg alınabilir. Folik asidin aktif formu olan 5-metiltetrahidrofolat da yaklaşık olarak aynı dozlarda kullanılır.
E vitamini ve selenyum takviyeleri de vücutta antioksidan etkiyi sağlar. Ayrıca sedef hastalarında selenyum seviyesi düşeceğinden bu takviye ile birlikte mineral açığı da kapatılmış olur.
Balık yağı : Kandaki trigliserid düzeyini düşürmek için bu takviye yazılabilir. Sedef hastalığında kullanılan ilaçların asıl etkileri kadar yan etkileri de göze çarpar. Kanda trigliserid seviyesinin artması ise bu yan etkilerden bir tanesidir. Trigliserid vücuda enerji sağlayan bir yağ türüdür. Her vücutta belli bir miktarda bulunması gerekir. Fazlalığında uzun vadede damarlar ve organlarla ilgili çeşitli sağlık problemleri ortaya çıkar. Balık yağı takviyesi bu kontrol dışı trigliserid artışının önüne geçilmesinde etkilidir. Araştırmalar neticesinde günlük 10 gram balık yağı tüketimi ile deride oluşan lezyonların, kızarıklık, kaşıntı ve pullanmaların giderilebildiği saptanmıştır. Aynı zamanda bir başka araştırmada ise herhangi bir etki gözlenmemiştir; ancak sedef hastalığını yaşayan kişilerin kanında yağ asitlerinin düşük seviyede olduğu da bir gerçektir. Günlük önerilen balık yağı takviyesi miktarı (10-12 gram) 150 gram somon balığına karşılık gelmektedir. Deri üzerine uygulanan topikal tedavilerde ise 7 hafta boyunca muntazam bir şekilde uygulama yapılması şarttır. Bu krem ya da merhemlerin %10 oranında balık yağı içermesi gerekir. Balık yağı tüketiminde aşırıya kaçıldığında damar çeperinde incelme gelişir. Bu da iç kanama ihtimalini arttırır. Ayrıca aspirin, kumadin gibi ilaçların etkinliğini arttırma özelliği de vardır. Bu yüzden doktor kontrolünde alınması çok önemlidir.
Kondroitin sülfat : Sedef sebebiyle oluşan pullanmayı hafifletme özelliği vardır. İki ya da 4 parçaya bölünmüş şekilde günde 80-100 gram miktarında alınması önerilir. Kondroitin sülfat, köpek balığı kıkırdağından izole edilmiş bir maddedir. Sindirim sisteminde yan etki yapabilir. Şeker hastaları bu takviyeden uzak durmalıdır.

Sedef hastalığı bitkisel tedavi

Sedef hastalığı geçmişten bu yana araştırılmış, tıbbi tedavi yöntemlerinin yanı sıra sedef hastalığına bitkisel çözüm aranmış ve senelerce bu yöntemler kullanılmıştır. Sedef hastalığı bitkisel tedavi yöntemleri kapsamında kullanılan bazı bitkiler şu şekilde sıralanabilir:
Keten tohumu yağı : Bu yağ haricen kullanımda deri yüzeyini yumuşatır ve acıyı dindirir. (Emoliyan merhem) Omega-3 yağ asitleri açısından zengindir. Lapa şeklinde hazırlanmış olan keten tohumu yağ ve su ile karıştırılıp iltihaplı, kuru ya da kaşıntılı deriye uygulanır. Keten tohumu lapası 1 bardak su ve iki tatlı kaşığı keten tohumu ile hazırlanır. Bunun ikisi bir araya getirilerek 1 saat boyunca beklenir. Böylelikle lapa hazır hale gelir.
Avakado yağı : Deriye haricen uygulanabilen bu yağ kaşıntı ve ağrı gibi sedef hastalığı semptomlarını hafifletici özelliktedir. “Sedef kaşıntısına ne iyi gelir” diye soranlar için avakado yağı rahatlıkla önerilebilir.
Aloe veraSarısabır otu olarak da bilinen bu bitkinin saydam renkteki jeli vitamin ve mineraller açısından çok zengindir. Antibakteriyel özellikte enzimler de bulunmaktadır. Polisakkaritler ve saponinler de mevcuttur. Ayrıca bu jel nemlendirme, hücreleri yenileme ve cilt esnekliğini (elastikliği) arttırma özelliğindedir. Bu bağlamda kozmetik dünyasında da Aloe vera jel çok yaygın kullanılır. Bu jel günde 3 defa sorunlu ya da sorunsuz bölgeye topikal olarak uygulanmalıdır.
Mahonia aquifoliumOregon grape olarak da anılan bu bitkinin %10’luk özütünü içeren kremlerin sedef semptomlarını giderdiği bilinir.
Boraj yağıHodan yağı olarak da bilinen bu ürün bilim dünyasında Borago officinalis ismiyle anılan bitkinin tohumundan elde edilir. GLA (Gamma linolenik asit) açısından zengindir. GLA doymamış bir yağ asididir. (Omega-6 yağ asitlerinden birisidir.) Siyah frenk üzümü yağı ve Çuha çiçeği yağı da GLA açısından zengindir ve sedef hastalığı semptomlarını iyileştirmede etkilidir. Aynı zamanda iltihap gidericidir.
Silybum marianumMeryemana dikeni ismiyle de anılan bu bitkiden “silimarin bileşiği” elde edilir. Bu bileşik karaciğer fonksiyonlarını destekler, iltihabı baskılayarak hücre çoğalmasının önüne geçer. Karaciğer fonksiyonlarının bozulması ile karaciğerin “detoks mekanizması” çalışmaz hale gelir. Alkol de karaciğer fonksiyonlarını baskılayan bir maddedir. Bu yüzden sedef semptomlarının kötüleşmesine sebep olur. Meryemana dikeni bitkisi ile karaciğerin normal fonksiyonlarına geri döndürülmesi amaçlanır. Silimarin bileşiğinden elde edilen ilaçların günde 3 defa 70 ile 210 mg arasında alınması tavsiye edilir.
Hydrastis canadensis : Bu bitkinin köküyle hazırlanmış çay, sedef tedavisinde çok fayda sağlar. Güçlü bir mikrop kırıcı (antimikrobiyal) özelliği vardır. Bu bitkinin özünde bulunan “berberin” alkaloitleri, bakterilerin vücuttaki fonksiyonlarını inhibe eder. A vitamini de vücutta aynı etkiyi göstermektedir.
2-4 gram Hydrastis canadensis kökü ile demlenmiş çay her gün içilmelidir. %8-12 alkaloit içeren H.canadensis özütünden günde 250 ile 500 gram arası doz alınabilir. Bu bitki köklerinin özütü cilde de uygulanabilir. Sedef ile birlikte, kaşıntı ve egzama gibi sorunları da gidericidir. Pamuk üzerine dökülerek kapalı gözün üzerinde bekletildiğinde de konjunktivit gibi göz hastalıklarına da alternatif bir çözüm sunar. (Konjunktivit: Gözün “konjonktiva” tabakasının iltihaplanması durumudur. Bu tabaka gözün beyaz kısmını kaplayan soğan zarı inceliğinde bir tabakadır. Gözü nemlendiren ve koruyan maddelerin salgılanmasından sorumludur.)
Arctium lapa : Halk arasında Dulavratotu ismiyle anılan bu bitki hem cilt hastalıklarında, hem eklem iltihabında hem de obezitede iyileştirici özelliktedir. Hem ağız yolu ile alınabilir hem de cilde uygulanabilir. Bu bitkinin kökü %34 inülin, %19 yağ ve %11 protein içeriğine sahiptir. 2 tatlı kaşığı ince ince doğranmış Dulavratotu kökü 300 ml suda 20 dakika kaynatılır ve sonrasında 45-50 dakika boyunca demlenmesi beklenir. Bu çay günde 3 kez 1 çay fincanı kadar içilir.
Oenothera biennis : Işıldak otu ya da eşekotu da denilen bu bitkiden elde edilen yağın yaraları, çürükleri, ezik ve iltihapları iyileştirici özellikte olduğu bilinir. Yağ içerisinde GLA (gamma linolenik asit) bulunur. Cilde uygulanabildiği gibi, ağızdan günde yarım tatlı kaşığı kadar alınabilir.
Candella asiatica : Diğer adı Gotu kola olan bu bitkinin iltihap giderici ve iyileşmeyi hızlandırıcı etkisi vardır. Özütü triterpenoit yapısında bileşiklerle doludur. (Örneğin asiatik asit, madekasik asit gibi) Bu bitkinin özütünü içeren kremler sedefli cilt bölgesine uygulanabilir. Dahilen de (ağızdan) bağ dokusu ve deri hastalıklarını tedavi etmede kullanılmaktadır. Saparna kökü ile birlikte kullanıldığında Romatoid artrit, sedef, egzama ve psöriyatik artrit tedavisinde oldukça etkili sonuçlar verir.


Sedef hastalığı için aromaterapi uygulamaları

Geçmişten günümüze taşınmış olan aromaterapi uygulamaları, alternatif çare arayışlarına girişen kişiler için bu gün bile etkisini sürdürmektedir. Alt yapısı net bir şekilde ortaya konamayan ve tıpta kesin çareler bulunamayan sedef hastalığında ise bu alternatif çare arayışları çok daha yoğundur. Sağlık hakkında gitgide artan bilinçlenme ile birlikte insanlar tedavilerini mümkün olduğunca doğal yollardan yapmayı istemektedir. Oldukça yaygın bir şekilde karşımıza çıkan sedef hastalığı için de aromaterapi dünyası bazı çareler düşünmüş ve bulmuştur. Bu yolda kullanılabilecek bazı aromaterapi ürünleri ve uygulamaları şunlardır:
Uçucu yağlar : Lavanta, papatya, ardıç, bergamot yağları uçucu yağlara örnek olarak verilebilir. Bu yağlar cilde gazlı bezle kompres yapılarak uygulanabileceği gibi, banyo suyuna eklenerek de kullanılabilir. Bir kova banyo suyuna birkaç damla damlatarak kullanıma hazır hale getirilir.
Bu yağların seyreltilmeden direkt kullanılması sakıncalıdır. Ayrıca kullandıktan hemen sonra güneşe çıkmak da doğru değildir. Çünkü bu yağlar ışığa hassasiyeti arttırır.
Calendula officinalis : Bu bitkiye “tıbbi nergis” de denilir. Çay şeklinde hazırlanan bu bitkinin özütü cilde masaj yapılarak uygulanabilir ya da kullanılan şampuana bu çay karıştırılabilir. 1 bardak kaynamış su içerisine eklenen 2 gram tıbbi nergis çiçeği 10 dakika demlenip süzülür ve kullanılır.
Buğday ruşeymi : Bu bitkiden elde edilen yağ, yüzde oluşan sedef hastalığının sebep oluğu yaralara uygulandığında çok etkili sonuçlar elde edilecektir. Saçlı deride gelişen sedefler için ise içerisinde buğday ruşeymi yağı da bulunan karışımlardan yararlanmak en doğrusudur. Saçtaki sedef hastalığına ne iyi gelir diye soranlara bu aromaterapi yöntemi önerilmektedir:
  • 2 damla buğday rüşeymi yağı
  • 4 damla ardıç yağı
  • 5 ml hint yağı karıştırılarak baş bölgesine masaj yapılarak uygulanır ve emmesi sağlanır.
Bu şekilde baş havlu ile sarılarak 2-3 saat kadar bekletilir. Sonrasında ise içerisine papatya çayı ilave edilmiş şampuan ile iyice yıkanır. Saçlar yıkandıktan sonra saç derisinin yanmaması ya da nemini yitirmemesi için saç kurutma makinesinin kullanılmaması tavsiye edilir.

Sedef hastaları ne yememeli ?

Öncelikle sedef hastaları hayatlarından alkol sigara gibi kötü alışkanlıkları çıkarmak zorundadır. Aşırı şekerli, aşırı ekşi, aşırı tuzlu tüketim vücutta hararet oluşturacağından kesinlikle önerilmez. Bu tür şeyler vücut dokularını kurutan ve kaşındıran şeylerdir. Oysa sedef hastalığında nem faktörüne çok ihtiyaç duyulur. Sedef hastaları şu gıdalardan uzak durmalıdır:
  • Et ve et ürünleri (Doktorların belirttiği haftalık et miktarı aşılmamalıdır. Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi işlenmiş et ürünlerinden ise tamamen uzaklaşılmalıdır.)
  • Gereksiz ilaçlar (Doktorun takdir görmediği ilaçlar kullanılmamalıdır.)
  • Çikolata, kahve, siyah çay ve kola (Uyarıcı etkileri bağışıklığı etkiler.)
  • Trans yağ (Daha önceden kullanılmış olan yağlar trans yağlardır. Yanmış yağ olarak da bilinir. Kızartma yapılırken kullanılan sıvı yağlar ilk andan itibaren trans yağa dönüşür. Bu yüzden kızartılmış yemekler önerilmez.)
  • Hamur işi (Sınırlandırılması şarttır. Tuz oranı düşük tutulmalıdır. Hem kilo kontrolü için hem de sedef hastalığını hafifletmek için bu şarttır. Bilindiği üzere obez olan sedef hastalarını tedavi etmek, normal kiloda olan kişileri tedavi etmekten çok daha zordur.)
  • Mayalı ürünler (Turşu, salça, sirke, acı biber sosu, pastane ürünleri, şarap vs yaraların kötüleşmesine sebep olur.)
  • Kabartma tozu (Bu tozu bulunduran pastalardan ve diğer ürünlerden uzak durulmalıdır.)
  • Acı yiyecekler
  • Gazlı içecekler
Sedef bağışıklık sistemi ile ilgili bir hastalıktır. Bu durumda bağışıklığın kuvvetlendirilmesi gerektiği düşünülür ancak sorun bağışıklığın zayıf ya da kuvvetli olmasında değil, bağışıklık sisteminin hatalı çalışmasıdır. Bu yüzden sedef hastalığında kullanılan pek çok ilacın bağışıklık sistemini baskılayıcı özellikte olduğu görülür. Amaç hatalı bağışıklık yanıtının önüne geçmektir. Bu yüzden doğrudan bağışıklığı arttıran gıdalara yönelim doğru olmayacaktır. Doğru besinler seçilmeli, aynı zamanda da ölçülü olunmalıdır.

Sedef hastalığına iyi gelen yiyecekler nelerdir ?

Çinko elementi sedef hastalığını iyileştirme konusunda oldukça kıymetli bir elementtir. Vücutta GLA maddesinin sentezlenmesini uyaran etki yapar. Taze ve ölçülü olmak kaydıyla kırmızı et ve balıketi tüketimi yapılabilmektedir. Bu ürünler çinko açısından zengin olan ürünlerin başında gelir. Cilt güzelliği konusunda sıkça adı geçen kabak çekirdeği de çinko açısından zengindir. Ispanak, mantar, süt ve süt ürünleri de gerekli çinko ihtiyacını karşılayacaktır. Tüketilen ürünlerin tuzsuz ve taze olmasına dikkat edilmelidir.
Ceviz besin değerleri açısından oldukça zengin bir kaynaktır. Her gün düzenli olarak bir avuç kadar ceviz içi tüketilmelidir. Ölçüyü aşmamak gerekir. Aksi takdirde çeşitli olumsuz durumların yaşanmasına sebep olabilir. Ceviz ile birlikte çiğ badem ve Antep fıstığı da tüketilebilir.

Sedef hastaları ne yemeli ?

Sedef hastalarının kan serumunda özellikle A ve D vitaminlerinin eksik olduğu görülür. Çinko ve dolayısıyla GLA eksikliği de yaşanır. Beslenme düzeni genellikle bu vitaminleri ya da elementleri barındırır şekilde oluşturulur.
Bu hastalıkla birlikte vücutta oluşan oksidatif stres sonucu, kanda fazlasıyla serbest radikal dolaşmaya başlar. (Serbest radikal: Vücutta bulunan her elektron çiftler halinde dolaşmak ister. Bazı atomlar vardır ki bağlanarak bir çift oluşturabilecek başka bir atom bulamaz. Kan içerisinde serbestçe gezer. Çiftini bulabilmek için adeta vücudun altını üstüne getirirler. Bu esnada da vücut hücrelerine, proteinlere ve DNA’ya da zarar verirler. İşte bu atomlara “serbest radikal” denir. Organlara olumsuz etkilerinden dolayı bu atomların vücut içerisinde artması, pek çok hastalığa ve erken yaşlanmaya sebep olur.) Bu serbest radikaller ile savaşmanın yolu A,C ve E vitaminlerini düzenli bir şekilde almaktan geçer.
C vitamini açısından zengin gıdalar şunlardır:
  • Turunçgiller
  • Kuşburnu
  • Kiraz-vişne
  • Maydanoz
  • Asma yaprağı
  • Ispanak
  • Semizotu
  • Sivri biber (yeşil-kırmızı)
  • Çilek, şeftali, kavun
  • Bamya, bezelye, bakla
  • Domates
  • Şalgam (Mayalı bir içecek olduğu için sınırlı tüketilmelidir.)
A vitamini açısından zengin gıdalar şunlardır:
  • Yeşil yapraklı sebzeler
  • Havuç
E vitamini açıısndan zengin gıdalar da şunlardır:
  • Sert kabuklu meyveler (ceviz, fındık, Antep fıstığı)
  • Kuru baklagiller
  • Ruşeym
  • Tam tahıllılar
  • Elma
  • Bitkisel yağlar (Ayçiçeği, mısır, soya ve pamuk yağı)
  • Bazı yeşil yapraklı sebzeler (Ispanak, pazı, maydanoz vb.)
D vitamini de sedef plaklarından kurtulma konusunda önemli bir vitamindir.; nitekim toplumun pek çoğunda D vitamini eksikliği görülmektedir. Güneş ışığı D vitamini üretim mekanizmasını uyardığı için önemli bir kaynaktır. Bunun dışında gıda yoluyla alınabilecek D vitamini içeren ya da mekanizmayı aktif eden bazı gıdalar şunlardır:
  • Yağlı balıklar
  • Yumurta
  • İstiridye
  • Süt ve süt ürünleri
  • Soya sütü
  • Tofu (Soya fasulyesinden üretilmiş, peynir benzeri fermente bir üründür. Besin değeri çok yüksektir. Ayrıca soya fasulyesinin bir takım toksik etkileri, tofu haline getirilerek en aza indirilmiş olur.)

Sedef hastalığı için diyet listesi

Şimdiye kadar bahsetmiş olduğumuz ayrıntılar ışığında oluşturulmuş sedef hastalığı için diyet listesi örneği aşağıdaki gibidir:
Kahvaltı:
  • 3 dilim taze tam buğday ekmeği
  • Menemen (Domates, kırmızı-yeşilbiber bol olmalı, yumurta ise sınırlı olmalıdır.)
  • 1 avuç ceviz içi
  • Bol miktarda mevsim yeşillikleri
Öğle yemeği:
  • 3 dilim tam tahıllı ekmek
  • 150 gram ızgara somon
  • Mevsim yeşillikli salata
  • 1 bardak ayran (Eğer balık ile birlikte yoğurt ve ayran tüketimi yapılacaksa, balıkların son derece taze olduğundan emin olunmalıdır. Somon balığı bol miktarda histamin maddesi içerir. Bu madde sindirimde faydalı olsa da fazlası zehirlenme yapabilir ve alerjik tepkime yaşamaya sebep olabilir. Bu balıklar bekledikçe ve tazeliğini yitirdikçe içeriğindeki histamin seviyesi gitgide artar. Yoğurt da “histamin” içeren bir gıdadır. Bu yüzden ikisinin bir arada tüketilmesi durumunda histamin fazlalığı oluşabilir. Dikkatli olunmalıdır.)
Akşam yemeği:
  • 3 dilim tam tahıllı ekmek
  • Taze fasulye yemeği (Mümkünse zeytinyağlı olmalıdır.)
  • 1 bardak ayran ya da bir kâse yoğurt
Kişilerin mümkün olduğunca 3 öğünü aşmaması gerekir; ancak açlık hissetme durumlarında kendini aç bırakmak da doğru değildir. Ara öğünlerde bitki çaylarından, kuru ve taze meyvelerden, çiğ kuruyemişlerden uygun miktarlarda yararlanılabilir.

Sedef hastalığı ile egzama arasındaki fark

Bu farkı ayırt etmek oldukça zordur. Ancak konusunda uzman ve tecrübeli bir doktor aradaki bu farkı anlayabilir. Bu hastalıklarda vücuttaki yerleşim yerleri ayırt edicidir.
  • Sedef genellikle saç derisi, diz ve dirsekte meydana gelirken; egzama ise saç, boyun, ense, sırt ve kürek kemiklerine yayılım gösterir.
  • Sedefte sınırları belli olan kalın tabakalar oluşur. Egzamada kalın kabuklanma görülmez.
  • Sedef sebepsizce ortaya çıkar. Egzamada ise genellikle her bir egzama çeşidinin dayandığı bir sebep vardır.
  • Sedef kesinlikle tedaviye ihtiyaç duyar. Kendiliğinden geçmesi zordur ve bu süreçte ciddi psikolojik travmalar yaşatır. Egzamada durum o kadar ağır seyretmez.
  • Sedef hastalığında yaş ve psikolojik durumun ne olduğunun bir önemi yoktur. Çocuğundan yetişkinine herkeste aynı oranlarda görülebilir. Psikolojik durum sadece var olan sedef hastalığının ortaya çıkmasında tetikleyici rol oynar. Egzamaya yakalananların ise çoğunlukla hassas bir cilt yapısına sahip olduğu ve takıntılı, her şeyi kendisine sorun eden kişiler olduğu görülür. (Örneğin; temizlik takıntısı sebebiyle kimyasallara çok maruz kalmak ya da takıntı yüzünden strese girmek gibi…)
  • Sedef hastalığında kaşıntı çok seyrek görülür. Egzamada ise kaşıntı genel bir belirtidir.
  • Sedefi tedavi ile yok etmek mümkün değildir. Bir dönem mutlaka bir tetikleyici sebep doğrultusunda kapıyı tekrar tekrar çalar. Bazen sebebi olmaksızın bile nüksettiği olur. Egzamayı ise durumun seyrine ve vücuttaki yayılım alanına göre gerçekleştirilen doğru bir tedavi ile tamamen iyileştirebilmek mümkündür. Egzamanın altında yatan sebep bulunduğu ve o konuya dikkat edildiği sürece hayat boyu tekrarlamayabilir.
  • Kalıtım sedef hastalığında %25 oranında etkin roldedir. Ancak bu genetik durumun oluşması için pek çok genin bu konuya dâhil olması gerekir. Bu yüzden sedef hastalığı “genetik bir hastalıktır” demek yanlış olur. Egzamada genetik bazı faktörler eğilime sebep olabilir. Örneğin cildin hassas bir yapıya sahip olması genetik bir durumdur. Bu genetik durum dolaylı yoldan egzamaya sürükleyebilir.
  • Sedef çoğunlukla iğne ve hap tedavileri ile müdahale edilmeyi gerektiren bir hastalıktır. Egzamada ise asıl sebep bulunduğu zaman iyileşmenin de yolu bulunmuş olur. Merhem, krem ya da yağlar ile tedavi yürütülebilir. Dolaylı yoldan ilaç kullanımı olabilir. Örneğin alerjik sebeplerle oluşan egzamada antihistaminik ilaçlar verilir. Bu ilaç alerji için verilir ve paralelinde egzama da ortadan kalkar.

Egzama sedefe dönüşür mü?

Egzama sedefe dönüşebilir. Eğer ki genetik altyapı mevcutsa ya da bağışıklık sistemi problemleri varsa egzamanın sedefi tetikleyebilme ihtimali vardır. Egzamaya sebep olan etkenler aynı zamanda sedef hastalığını tetikleyen etmenlerdir. Ancak her egzama sedefe dönüşecek diye bir kaide yoktur. (bknz : Egzama nedir)

Sedef hastalığı kansere yol açar mı?

Sedef hastalığı kansere yol açabilir. Sedef hastaları bağışıklık sistemi problemi yaşayan hastalardır. Bağışıklığın sorunlu olduğu durumlarda vücut pek çok hastalığa açık hale gelir. Kanser de bu hastalıklardan bir tanesidir. Hem hastalığın kendisi hem de tedavisi süresince kullanılan ilaçların etkileri kanser hastalığında tetikleyici rol üstlenir. Özellikle deri, kolon, meme ve rahim kanseri; sedef hastalığının sebep olduğu kanser türlerinin başında gelir. (bknz : meme kanseri belirtileri)

Sedef hastalığı hamilelikte bebeğe geçer mi ?

Hayır, sedef hastalığı hamilelikte bebeğe kesinlikle geçmez. Öncelikle sedef bulaşıcı bir hastalık değildir. Bu yüzden anneden bebeğe direkt bu hastalığın geçme ihtimali yoktur. Anne genetik kimliğini bebeğe aktardığı için belki ileriki dönemlerde çeşitli tetikleyiciler ile birlikte çocukta da hayatının bir döneminde sedef görülebilir. Ancak ailede sedef hastalığının var olması, çocukta da bu hastalığın görüleceği anlamına gelmez. Yapılan araştırmalar genetik faktörlerin sedef hastalığında %25 oranında etkili olduğunu ortaya koymuştur.


Sedef hastalığından kurtulanlar var mı ?

Maalesef hayır; sedef hastalığından tamamen kurtulmak bu günün şartlarında mümkün değildir. Sedef hastalığının semptomları (belirtileri) tıbbi ya da alternatif olmak üzere pek çok tedavi yöntemleri ile giderilebilir. Bu iyileşme dönemi aylar hatta yıllar boyunca devam edebilir. Böyle olunca kişi sedef hastalığından tamamen kurtulduğunu düşünür. Ancak günün birinde belli başlı tetikleyici faktörlerle birlikte yeniden nüksetmeye başlaması kaçınılmazdır. Bu yüzden “sedef hastalığını yendim” sözüne “tamamen kurtuldum” anlamıyla bakılmamalıdır. Geçici bir kurtuluş durumudur denilebilir. Ancak sedefin psikolojide bıraktığı yıkıcı etkileri yenmek mümkündür.

Sedef hastalığı hangi mevsimde daha şiddetli yaşanır ?

Sedef hastalığı semptomları kış mevsiminde daha şiddetli yaşanır. Sebepleri şu şekilde sıralanabilir:
  • Güneş kışın daha az kendisini gösterir. (Güneşin sedef hastalığı üzerindeki olumlu etkisi bilinmektedir.)
  • Sebze-meyve çeşitliliği azdır.
  • Et tüketimi daha yoğundur.
  • Vücut daha az hava alır. (Soğuklar dolayısıyla vücut sıkı sıkı örtülür.)
  • Hareket daha kısıtlı olduğu için kilo artışı görülür. (Kilo artışı sedef ile mücadelede oldukça zorlayıcı bir faktördür.)

Sedef hastalığı evde tedavi edilebilir mi ?

Sedef hastalığı evde tedavi edilebilir. Sedef hastalığına iyi gelen bitkiler ya da kürler kullanılarak bu hastalığı evde tedavi edebilmek mümkündür; ancak öncelikle doktora gidip vücuttaki bu lezyonların gerçekten sedef olup olmadığı araştırılmalı, net bir sedef tanısı elde edilmelidir. Doktorun verdiği ilaçlarla birlikte yine doktora danışarak çeşitli bitkisel tedavi yöntemlerinden yararlanmak, aromaterapi uygulamaları yapmak, sedef hastalığına özel oluşturulmuş diyet listesi edinmek ve ona harfiyen uymak elbette ki yarar sağlayacak, tedavi sürecini hızlandıracaktır.

Yazıyı Puanla

SağlıklıHayat.Net
User Rating: 5 ( 9 votes)
Etiketler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.