Kısırlık nedir ?

Kısırlık Nedir ?

Kısırlık Nedir
Kısırlık Nedir

Kısırlık ya da infertilite; kısaca bir ailenin çocuk sahibi olamaması durumunu tanımlar. Bilinmeyen tarihten itibaren karşılaşılan ve geleneksel yöntemlerle çözüme ulaştırılmaya çalışılan oldukça ciddi bir sorundur. Hem tıbbi olarak hem de psikolojik olarak yıpratıcı olduğu söylenebilir. Çocuk doğuramama; yani kısırlık durumunun pek çok sebebi vardır. Bu sebeplerden bazıları giderilebiliyorken, bazıları ise hayat boyu sürebilir ve çözüm bulabilmek imkânsız olabilir.

Durumun ne kadar vahim olduğunu anlayabilmenin tek yolu bir doktora görünmek ve altta yatan sebebi bu günün teknolojisi ile ayrıntılı bir şekilde irdelemek olacaktır. Bunun için kadınlar Kadın Doğum/Jinekoloji Bölümüne; erkekler ise Üroloji Bölümüne başvurmalıdır.
Kısırlık durumunu gidermek ile ilgili bu gün bile devam eden bazı geleneksel yöntemler mevcuttur:
  • Bel bölgesine özel ilaçlar sarma ya da belden aşağısını toprağa gömme
  • Yatır ziyaretlerinde mum yakma
  • Hamamda kurnaya oturma (Kurna: Hamamlarda musluğun altında bulunan yuvarlak mermer taş)
  • Muska yazdırma
  • Envai çeşit ot karışımlarını içme
Bu ve bunun gibi geleneksel yöntemlerin hiçbir dayanağı yoktur; en fazla psikolojik olarak olumlu bir yanı olabilir. Ancak bu geçici bir rahatlamadır ve daha büyük bir psikolojik bunalımın içerisine girebilme ya da kullanılan geleneksel ilaçlardan zarar görebilme ihtimali de vardır.
Özellikle son 30-35 yıl içerisinde tıp dünyası kısırlık ve kısırlık nedenleri hakkında pek çok araştırma yapmış ve günümüzde çok iç açıcı aşamalara gelmiştir. Yıllar önce çaresiz olarak görülen kısırlık mevzusunun şimdilerde pek çok yöntem ile giderilmesi mümkün hale gelmiştir. Kişisine göre alternatif başka yöntemler de oluşturulabilmektedir. Burada asıl mevzu sonuna kadar sabredebilmek, doktorun talimatlarına harfiyen uyabilmek ve aksatmamaktır. Bu tedaviye başlayanlar zamanlarının çok gideceğini bilerek başlamalıdır. Ayrıca bazı yöntemler oldukça maliyetli olduğundan dolayı ekonomik anlamda güçlü olmak da bu süreçte önemli olacaktır.

Kısırlık ve Kadın/Erkek İstatistiği

Kısırlık ve Kadın/Erkek İstatistiği
Kısırlık ve Kadın/Erkek İstatistiği
Geçmişte çocuk doğuramama gerçeğinin sorumluluğu sadece kadına ait olurken; bu gün dünya çapında genele vurulduğunda %38-40 oranında erkeklere de ait olduğu anlaşılmıştır. Hatta bu oran ülkemizdeki erkeklerde %50 civarlarına da çıkabilmektedir. Vakaların %10’unda ise hem kadında hem de erkekte kusur olduğu görülür. Bundan dolayı çocuk sahibi olamamanın altında yatan asıl sebebin doğru şekilde anlaşılabilmesi için muayeneye çift olarak gelinmesi gerekir.
Çiftlerin her ikisinde birden kusur olmadığı halde çocuk sahibi olamama durumları da yaşanmaktadır. Bu durumların yaşanma oranı %10-11 civarındadır. Sanayileşmenin geliştiği toplumlarda bu anlaşılmaz durum daha sık yaşanır. Doğanın gitgide yozlaşması ve hayatların dört duvar arasında sıkışıp kalmasının kişiler üzerinde psişik bir engelleyici faktör oluşturduğu ve yaşanan bu psikolojik çıkmazın vücut fonksiyonlarına olumsuz etki ettiği bilinir. Bu bağlamda kısırlık;
  • Normal kısırlık (Normal infertilite; nedeni tıbbi olarak açıklanmış olan kısırlık.)
  • İdyopatik kısırlık (İdyopatik infertilite; nedeni tıbbi olarak açıklanamamış kısırlık) olarak 2’ye ayrılır.
Normal kısırlığın yaklaşık %50-60’I günümüzde tamamen tedavi edilebilmektedir. Bu da kısırlık problemi yaşayan çiftler için büyük bir umut kaynağıdır.

Kısırlık Belirtileri

Kısırlık Nasıl Belirti Verir
Kısırlık Nasıl Belirti Verir

Kısırlık, sterilite ya da infertilite; sözlük anlamı ile ürün ya da döl verememe anlamına gelir. Bu ifadeler tüm üreyemeyen canlılar için kullanılsa da, insanlar için tıp literatüründe kısırlık şöyle tanımlanmaktadır:

“Evli bir çift 2 yıl boyunca hiç ayrılmadan yaşayıp haftada en az 2 kez korunmasız cinsel ilişkiye girip buna rağmen çocuk sahibi olamıyorsa, o çift kısır kabul edilmeli ve tetkiklere başlanmalıdır. “
İstatistikler incelendiğinde çocuk sahibi olmaya niyetlenen ve korunma yöntemlerinden uzak kalan çiftlerin:
  • İlk 2 ayda gebelik meydana getirme oranı %25,
  • 6 ayda gebelik meydana getirme oranı %45-50,
  • 1 yıl içinde %75,
  • 2 yılın sonunda ise %85’dir.
Tüm üreme fonksiyonları normal olup buna rağmen çocuk sahibi olamayanların oranı ise %15 olarak belirlenir. Telaş etmek ya da sabırsız davranmak böyle durumlarda asla istenen bir şey değildir. Çünkü özellikle kadınların sağlıklı yumurta meydana getirebilmesi ve o yumurtanın döllenmeye hazır hale gelebilmesi birkaç saatlik bir süreçtir. Bu da döllenme olayının bir rastlantıdan ibaret olduğunu gösterir. Bu yüzden kısır olunup olunmadığına karar vermek için 2 sene hamile kalamamış olmak tek başına yeterli gelmez. Bunu öğrenmenin tek yolu da doktora giderek bu durumu tetkik ettirmektir.
Belirli dönemlerde kadınlar fizyolojik kısırlık adı verilen bir sürece girer. Bu hormon salınımlarıyla alakalı doğal bir kısırlıktır. Bu süreçte yumurtanın döllenmesi kesinlikle mümkün olmaz. Gebelik, süt verme dönemi ve menopoz süreçleri bu fizyolojik kısırlık süreçlerindendir.

Hamile Kalabilme Şartları Nelerdir?

Hamile Kalabilme Şartları Nelerdir
Hamile Kalabilme Şartları Nelerdir
Kısırlık mevzusundan bahsedilebilmesi için öncelikle hamile kalmayı sağlayan şartlara uyulması gerekir. Cinsel ilişkiye girmek çoğunlukla içgüdüsel olsa da, bir bebeğin nasıl meydana gelebildiği konusunda bilgi sahibi olmak da hamile kalabilme konusunda önemli bir faktördür. Geçmişte anneden kıza aktarılan tecrübe ile sabit hamile kalma taktikleri bu gün bilim ile sabitlenmiş vaziyettedir. Artık her sağlık ocağında aile doktorları tarafından korunma, hamile kalma ya da aile planlaması hakkında bilgilendirme yapılmaktadır.
Gebeliğin meydana gelebilmesi için gerekli olan ana ilkeler maddeler halinde şöyle sıralanabilir:
  • Bir bebeğin meydana gelebilmesi için öncelikle anneden gelen yumurtaya ve babadan gelen sperme ihtiyaç vardır. Bu da cinsel birleşmeyle ya da laboratuar ortamında yumurtaya sperm enjekte ederek sağlanabilir.
  • Yumurta bir toprak, sperm ise tohum gibi düşünülebilir. Hem toprağın hem de tohumun verimli olması şarttır. Aksi takdirde ürün alınması beklenemez. Yani yumurta ve sperm sağlıklı ve döllenebilir nitelikte olmalıdır. Döllenmeyi ve spermin rahimde tutunmasını sağlayacak olan kimyasalların da vücut içerisinde eksiksiz bulunması gerekir. (Proteinler, enzimler vs.)
  • Kadında rahim ağzının anatomik yapısı da gebelik için önemlidir. Yani rahim ağzı salgısı (servikal mukus) spermin geçişine uygun özellikleri barındırmalıdır.
  • Yumurta ile sperm rahim ile yumurtalık arasında kalan tuba bölgesinde karşılaşmalıdır. (Tuba: 12 cm uzunluğunda 1,5 mm kalınlığında olan bir borudur.) Yumurta tek bir tane olurken, sperm yüz binlerce olmalıdır.
  • Döllenen yumurta hiçbir sorun yaşamadan rahim içine doğru ilerlemelidir.
  • Döllenmiş yumurta, rahim boşluğuna yerleşme imkânı oluşturabilecek enzim ve hormon desteğine sahip olmalıdır.
  • Rahim kasları bebeğin büyümesine ayak uydurabilecek kapasitede olmalıdır.
  • Bu süreçte sperm ve yumurta arasında bağışıklık maddeleri açısından hiçbir problem yaşanmamalıdır. (Bazı durumlarda annenin bağışıklık sistemi sperme karşı tepki oluşturup spontan yani kendiliğinden düşüğe sebep olabilir.)

Bir Bebek Anne Karnında Nasıl Hayat Bulur?

Bir Bebek Anne Karnında Nasıl Hayat Bulur
Bir Bebek Anne Karnında Nasıl Hayat Bulur

Korunmasız cinsel birleşme ile milyonlarca sperm, tıp literatüründe “hazne” adı da verilen vajinaya atılır. Erkeğin verimli spermler atabilmesi için orgazm olması şarttır; ancak kadınlar orgazmı yaşamasalar bile hamile kalabilirler. Sperm sıvısı kendi bünyesinde koruyucu pek çok kimyasal bulundurur; ancak spermlerin atılmış olduğu haznedeki asitli ortam ve spermlerin yollarını şaşırması durumları, çoğunluğunun tahrip olmasına sebep olur. Yani rahim ağzından en fazla 1000 tane sperm geçebilir. Bu spermler çok hızlı bir şekilde hareket ederek rahimden içeriye girmeye çalışırlar.

Rahim bölgesinde, kimyasal, yapısal ve immünolojik (bağışıklık) olarak uygunluk olmalıdır. Aksi takdirde spermin geçişi mümkün olmaz. Bu yüzden özellikle adet döngüsünün tam ortasında yani yumurtlama zamanında spermin hazneye girmesi tercih edilir. Çünkü rahmin sperm geçirgenliği konusunda en elverişli zamanı bu zamanlardır.
  • Spermler cinsel birleşmeden yaklaşık 30 dk sonra tubaya ulaşır.
  • 2 saat sonra tubanın rahim kısmını geçer ve ampulla bölgesine gelir. Burada yumurta ile karşılaşır. Ancak yumurtalıkta bu yumurta hazır halde bulunmalı ve tubaya atılmış olmalıdır.
  • Sağlıklı bir kadında her ay 1 adet yumurta tubaya atılır ve yaklaşık 36 saat döllenmeye hazır bir şekilde bekler. Bu yumurtalar spermlerle tubanın ampulla bölgesinde karşılaşmalıdır. Bu denklik gelişmezse döllenme düşünülemez. Spermin de ılık ortamda dölleme kabiliyeti 48 saattir.
  • Yumurta sadece tek bir spermi kabul eder. Spermin başı yumurtanın içerisine girer ve döllenme gerçekleşmiş olur. Döllenen bu yumurta 7 gün içerisinde bölünmeye uğrayıp, 25-30 hücreli hale gelince rahim bölgesine nakil edilir. (Yumurtanın nakli tubadaki kas hareketleri, tüyler ve sıvı akımları ile sağlanır.)
  • Bu döllenmiş yumurta rahim içerisine nakil edildiği zaman gebelik başlamış demektir.
Buradan da anlaşılabileceği üzere gebelik süreci rahmin dışında başlayan bir süreçtir. Döllenmiş yumurtanın tubadan rahme çeşitli aksaklıklar sebebiyle iletilemediği durumlarda ise gebelik başlamadan son bulur ve kadınlar düşük yaptığının farkına bile varmadan hayatına devam eder.

Kısırlığa Sebep Olan Ana Faktörler Nelerdir ?

Kısırlığa Sebep Olan Ana Faktörler Nelerdir
Kısırlığa Sebep Olan Ana Faktörler Nelerdir
Kısırlık organik ya da psikolojik irili-ufaklı pek çok sebebe bağlı olabilir. Bilindiği üzere döllenebilmek kısa süre içerisinde gelişebilen bir durumdur. Bu zamanı denk getirebilmek ve o denk gelen zamanda hem kimyasal hem de fiziksel olarak her şeyin uygun ve hazır olabilmesi çok önemlidir. Bu yüzden bu rastlantısal durumu en ufak bir faktör bile etkileyebilir.
Genel hatları ile kısırlığa sebep olan ana faktörler şunlardır:

Evlilik Yaşı:

Kadınların hamile kalabilmesi için en elverişli yaşlar 20-26 yaşları arasıdır. Yumurta hücresi fonksiyonları 30. yaş ile birlikte azalmaya başlar ve 35 yaşından sonra bu fonksiyon zayıflığı hız alır. Bu da hamile kalabilme ve sağlıklı bir bebek doğurabilme şansını gitgide azaltır.
Sağlıklı bir kadında yaşlara göre hamile kalma yüzdeleri şunlardır:
  • 18-20 yaş arası %94
  • 20-24 yaş arası %91
  • 25-29 yaş arası %86
  • 30-34 yaş arası %77
  • 35-39 yaş arası %60
  • 44-45 yaş arası %30

Evlilik Süresi:

Evliliğin ilk senesinde hamile kalma ihtimali %75 iken 2. yıla doğru bu ihtimal %85’e çıkar. Evlilik süresinin uzunluğu hamile kalma ihtimalini arttırır; ancak korunmasız ve düzenli bir şekilde cinsel birleşme yaşandığı ve bebek istendiği halde 2 yılın sonunda hâlâ hamile kalınmamışsa kısırlık mevzusundan şüphelenmek gerekir. (Cinsel birleşme haftada 2 ya da 4 kez olmalıdır ve mümkünse yumurtlama günlerine denk getirilmelidir. Daha az ya da daha fazla olması hamile kalma şansını düşürür.)

Cinsellik Tekniği:

Cinsellikte pek çok pozisyon vardır; ancak hamile kalma ihtimalini arttıran en iyi pozisyon misyoner pozisyonu da denilen kadının altta erkeğin de üstte olduğu “yüz yüze” pozisyonudur. Kadın haznesine spermi aldıktan sonra bir süre sırt üstü olan pozisyonunu değiştirmediği takdirde döllenme ihtimali artar. Ancak kadının üstte olduğu ya da dik durduğu pozisyonlarda yer çekiminden dolayı spermin hazneye ulaşıp döllenme ihtimali oldukça düşer.

Cinsel İşlev Bozuklukları:

Kadında ağrılı cinsel ilişki, erkeklerde erekte ya da orgazm olamama durumları altta yatan üreme sistemi sorunlarının habercisi olabilir. Bu da döllenme ihtimalini düşürür.

Hayat Tarzının Kısırlık Üzerindeki Etkisi

Hayat Tarzının Kısırlık Üzerindeki Etkisi
Hayat Tarzının Kısırlık Üzerindeki Etkisi
Kötü alışkanlıklar, beslenme düzensizlikleri, hareketsizlik ve monoton bir yaşam; zamanla psikolojik ve fiziksel sorunların da ortaya çıkmasına sebep olur. Şişmanlık bunlardan en önemlisidir. Şişmanlık, vücudun fizyolojisini ciddi anlamda etkiler; şişmanlık hormonları; hormonlar da şişmanlığı olumsuz anlamda tetikler ve bir paradoks oluşturur. Bununla birlikte psikolojik gerilim ve depresyonun gelişme ihtimali de artar. Döllenme ve dölleme şansının artması için ise fizyolojinin tamamen uygun olması çok önemlidir.
Anoreksiya (bknz : İştahsızlık sendromu Anoreksiya nedir) belki de şişmanlıktan çok daha ciddi bir tablo oluşturur ve tam bir kısırlık sebebidir. Sadece yumurta veya sperm fonksiyonlarını değil, tüm hayati fonksiyonları durma noktasına getireceğinden dolayı döllenmenin gerçekleşmesi düşünülemez.
Kötü alışkanlıkların organlarda ve sinir sisteminde bıraktığı hasar hesap edildiğinde hem döllenebilme hem de sağlıklı çocuk doğurabilme ihtimalinin düşeceği anlaşılabilir. Bu yüzden anne adaylarının bebek düşünmeden çok önce alkol, sigara ya da diğer uyarıcı maddelerden uzaklaşması şarttır.

Bilgisizliğin ve Psikolojinin Kısırlık Üzerindeki Etkisi

Bilgisizliğin ve Psikolojinin Kısırlık Üzerindeki Etkisi
Bilgisizliğin ve Psikolojinin Kısırlık Üzerindeki Etkisi
Gerek iş hayatında gerek ev ortamında pek çok stres faktörü vardır. Ruhsal baskı oluşturan bu durumları yaşayan kadınların adet düzensizliğini çok sık yaşadığı bilinir. Adet gününü beklemek de bazı kadınlar üzerinde olumsuz etki oluşturarak adetin gecikmesine sebep olabilir. Stres, takıntı, endişe gibi çeşitli psikolojik bozukluklar her nasıl ki kadınların her ay yaşadığı bu düzeni bozuyorsa; şüphesiz ki doğurganlık da bundan olumsuz etkilenecektir.
Cinsel ilişkiye girmek içgüdüsel bir durum olsa bile, hamile kalabilmek için biraz bilgi biraz da teknik gerekir. Döllenme mevzusunda pek çok faktör işin içine girer. Bu faktörlerin hepsini olumluya çevirmek ve hazneyi uygun hale getirmek de biraz anne adaylarına düşer. Yumurtlama fonksiyonlarının hangi zaman aralıklarında daha verimli olduğunu, hangi besinlerle istenilen proteinin ya da enzimlerin elde edileceğini, hangi cinsel ilişki pozisyonlarının gebelik konusunda daha elverişli olduğunu öğrenmek döllenme ihtimalini mutlaka arttıracaktır. Günümüzde sağlık ocağı gibi ilgili kurumlarda kadınları bilgilendirme çalışmaları yapılmaktadır.

Erkeklerde Kısırlık Belirtileri

Erkeklerde Kısırlık
Erkekte Kısırlık
Kısırlık mevzusunda erkeklerin kadın doğum uzmanına görünmesi kesinlikle söz konusu değildir. Kadınlar Kadın Doğum Uzmanına ya da jinekoloğa gittiklerinde gebeliğe engel teşkil edebilecek herhangi bir sorunla karşılaşmadıklarında sorunun erkekte olduğu otomatik olarak anlaşılır ve erkekler Üroloji Bölümüne yönlendirilir. Burada üreme sistemi ile ilgili pek çok test uygulanır ve kısırlığın altında yatan sebep ortaya çıkarılır.
Erkeklerin üreme hücresi olan spermler tıpkı kadınlarda olduğu gibi yumurtalıkta üretilir. Ancak yumurtalıklar spermlerin üretilme emrini hipotalamus denilen beynin alt kısmındaki bir bölgeden alır. Burada üretilen hormonlar hipofiz bezine ulaşır. Hipofiz bezine “baş iç ifraz bezi” de denilmektedir. Hipofiz bezi uyarıldığında burada da hormon üretilir ve bu hormonlar testislere (erkeklerin yumurtalıklarına) giderek orada sperm üretimini gerçekleştirir. Sperm üretimini gerçekleştirdiği gibi erkeklik hormonu da denilen “androjen hormonlarının” da üretimi mümkün olur.
Sperm üretiminden sonra en önemli ikinci aşama bu hareketli spermlerin dışarıya aktarılmasıdır. Bu da borucuk sistemi ile sağlanabilir. Spermin penise yani erkek üreme organına aktarıldığı bu borucukta herhangi bir tıkanıklık ya da hastalık oluştuğunda üremenin bu ikinci aşamasında bir yetersizlik var demektir.
Spermin aktarıldığı bu tüpler spermlere akışkanlık, dölleme kabiliyeti (kapasitasyon) ve direnç veren enzim ve proteinlerle doludur. Bu tüpte bir aksaklık çıktığında yumurtalıkta üretilen spermler kadındaki yumurtayı dölleyemez. Bu da kısırlık sebebidir. Bu durumda erkekte kısırlık sebebi araştırılırken şu iki adım dikkate alınır:
  1. Sperm hücrelerinin oluşumunu sağlayan basamaklarda çıkan aksaklıklar ya da yetersizlikler
  2. Meydana gelmiş olan sağlıklı spermlerin aktarılmasını ve dölleme kabiliyetini sağlayan mekanizmada meydana gelen aksaklıklar ya da yetersizlikler.

Sperm Üreten Sistemlerde Çıkabilecek Kısırlık Sebebi Aksaklıklar Nelerdir?

Sperm Üreten Sistemlerde Çıkabilecek Kısırlık Sebebi Aksaklıklar Nelerdir
Sperm Üreten Sistemlerde Çıkabilecek Kısırlık Sebebi Aksaklıklar Nelerdir
Sağlıklı bir sperm üretimi her şeyde olduğu gibi önce merkezi sinir sisteminde; yani “beyinde” başlar. Beyinden sinyalleri alan üreme sisteminde ya da diğer organlarda da bir aksaklık görüldüğü takdirde kısırlık söz konusu olabilir.
  • Hipotalamusta gelişen işlev bozuklukları
  • Hipofiz bezinde gelişen işlev bozuklukları (Hipotalamus ve hipofiz bezi vücudun adeta kumandası görevindedir. Hormon uyarıları ile organların işlevselliğini kontrol altında tutar. Organlardan herhangi birisinde bir aksaklık çıktığında domino etkisi oluşur ve diğer organlar da bundan etkilenmeye başlar. Üreme sistemi de buna dahildir.)
  • Yumurtalıklarda (testislerde) gelişen bozukluklar (Genetik ve çevresel faktörler; iltihap, tümör gibi hastalıklar işlev bozukluğuna yol açarak spermin sayısında, hareketinde ve veriminde olumsuz etkiye sebep olur. )
Testis İçerisinde sperm gelişimini engelleyen çevresel faktörlere şu örnekler verilebilir:
  • Yüksek yerler (Yüksek basınçlı dağlık yerler)
  • Isı değişikliği (Özellikle aşırı sıcak havaya çok maruz kalmak)
  • Röntgen ışınları
  • Hastalıklar (Sarılık, grip, zatürre gibi enfeksiyon hastalıkları geçici olarak sperm yapımını durdurur. Kabakulak ve tüberküloz da testisleri tahrip eden iki hastalıktır. Cinsel yol ile bulaşan bel soğukluğu; tiroid, şeker hastalığı ve obezite de sperm üretimini olumsuz etkileyen hastalıklar arasındadır.)
  • Başa alınan darbeler (Başa alınan darbeler hipotalamus bölgesinde sorun çıkartarak vücudun hormon dengesinin bozulmasına; dolayısı ile kısırlığa sebep olabilir.)
  • Alt karın bölgesine veya cinsel organa alınan darbeler.
  • Kimyasal maddelere ve toza yoğun bir şekilde maruz kalmak (Madencilik, çelikçilik, kot kumlama, deterjan üretimi vs.)

Spermi Dışarı Aktaran Sistemlerde Ortaya Çıkan Kısırlık Sebebi Aksaklıklar Nelerdir?

Spermi Dışarı Aktaran Sistemlerde Ortaya Çıkan Kısırlık Sebebi Aksaklıklar Nelerdir
Spermi Dışarı Aktaran Sistemlerde Ortaya Çıkan Kısırlık Sebebi Aksaklıklar Nelerdir
Spermi olgunlaştırıp dölleyecek kıvama getiren ve dışarı sağlıklı bir şekilde aktarımını sağlayan epididimis, kılcal borular ve prostat bölgeleri vardır. Epididimis testislerin üst bölgesinde bulunur. Spermler burada olgunlaşır ve bir süre bekler. Testislerin içinde de spermleri oluşturup olgunlaştıran katlanmış kılcal borular bulunur. Prostat ise spermin akışkan olmasını sağlayan ve penise aktaran bir yapıdır. Prostat ayrıca ilişki esnasında idrar kanalını kapatarak sperme idrar karışmasını önler. İdrara çıkma sırasında da sperm kanalını kapatır. Kılcal borularda, epididimiste ve prostatta gelişen iltihaplar, tümörler ya da varisler doğrudan ya da dolaylı olarak spermin dölleme mekanizmasını bozarak kısırlık oluşturur.
Doğrudan üreme sisteminde gelişen sorunlar dışında vücudun genel sağlığını etkileyen ve halsiz düşüren iltihabi hastalıklar, kansızlık ve bağışıklık hastalıkları da sperm hastalıklarına sebep olabilir. Bundan dolayı kısırlık konusunda şüphe duyulan ailelerde erkek de kesinlikle Ürolog tarafından muayene edilmelidir. Burada spermiogram testi yapılır. Spermin hareketleri, sayıları, akışkanlığı ve ne kadar sağlıklı olduğu bu test sonucunda ortaya çıkar.
Sperm verimi ya da sayısı az olsa bile dölleme gerçekleşebilir; ancak ihtimal çok düşük olur. Yetersiz sperm üretilmesine oligospermi denir. Eğer sperm hiç üretilemiyorsa buna da azospermi ya da aspermi denir. Aspermide çocuk sahibi olabilme ihtimali hiç yoktur.

Kadınlarda Kısırlık Nedenleri

Kadınlarda Kısırlık Sebepleri
Kadınlarda Kısırlık Sebepleri
Kadınlar hem döllendiği hem de o dölü aylarca rahminde taşıdığı için risk faktörleri ve etkilendiği çevresel faktörler haliyle çok daha geniş yelpazeli olur. Gebeliğin başlangıcından doğum ânına kadar kadınlar pek çok zorlu aşamadan geçer ve neredeyse tüm organlar ve dokular bu süreçten etkilenir. Aynı zamanda etkilenen bu organlar döllenmeyi ve gebeliği de etkiler. Bu sıkı etkileşim kısırlığa yol açan faktörleri ilk aşamada 2’ye ayırır:
  • Üreme Organlarının Dışında Kalan Kısırlık Faktörleri
  • Üreme Organı İle İlgili Kısırlık Faktörleri
Üreme Organlarının Dışında Kalan Kısırlık Faktörleri: Vücudun diğer organları ile alakalı olan hastalıklar da kısırlık faktörü olarak kayıtlara geçer. Ağır anemi (kansızlık), tüberküloz (verem), zatürre, ağır ateşli enfeksiyon hastalıkları buna sebep olabileceği gibi; diyabet (şeker hastalığı), tiroid hastalıkları (guatr, hipotiroidi, hipertiroidi) ve böbrek üstü bezi hastalıkları (cushing, feokromasitoma, hiperaldosteronizm, böbrek üstü bezi yetmezliği) kısırlık sebebi hastalıklardan sayılabilir. Üreme organının dışında kalan bu faktörler kısırlık yaşayan kadınların yaklaşık %15-25’lik kısmını kapsamaktadır.
Üreme Organı İle İlgili Kısırlık Faktörleri: Çocuk sahibi olamayan 100 kadından yaklaşık 75’i üreme organlarında yaşanan sorunlar sebebi ile kısırlık problemi yaşamaktadır. Kadınlardaki üreme organları şunlardır:
  • Vulva (Kadınların dış üreme organları)
  • Vajina (hazne, döl yolu)
  • Rahim ağzı
  • Rahim (Bebeğin geliştiği bölge)
  • Fallup boruları (sperm ve yumurtanın birleşip döllenmenin gerçekleştiği tüp)
  • Yumurtalık

Kadınlarda Vulva Bölgesine Ait Kısırlık Nedenleri

Kadınlarda Vulva Bölgesine Ait Kısırlık Nedenleri
Kadınlarda Vulva Bölgesine Ait Kısırlık Nedenleri
Vulva; kadınların dış üreme organıdır. Vajina ağzının etrafını çevreleyen kıvrımlar vulvayı oluşturur. Burada gelişen sıkıntılar dolaylı yoldan kısırlık nedeni olur. Örneğin döllenmenin ilk şartı olan cinsel birleşmenin gerçekleşebilmesine engel olur. Kadın cinsel birleşme sırasında acı çeker, konsantre olamaz ve büyük bir stres altında olur. Bunlar da hamile kalabilmeye engel teşkil eden önemli faktörlerdir. Vulvadaki sorunlar aynı zamanda adet görememeye de sebeptir. Gelişen bu sorunların ciddiyeti kısırlık mevzusunun ikinci planda kalmasına sebep olur.
Vulva bölgesine ait hastalıklardan bazıları şunlardır:
  • Vulvit (Vulva iltihabı)
  • Vulvar kaşıntı
  • Genital siğil
  • Genital herpes (genital uçuk)
  • Vulvodini (vulvada oluşan kronik ağrı)
  • Vulvar liken sklorozis (vulvadaki deride küçük beyaz leke ve kaşıntıların oluşması)
  • Vulvar vestibulit (cinsel ilişki sırasında acı duymaya sebep olan kızarıklık/enflamasyon durumu)
  • Bartolinit ( Bartolin; cinsel ilişki sırasında vajinanın kayganlaşmasını sağlayan sıvıların üretilmesinden sorumlu ve vulva bölgesinde bulunan bir çift bezdir. Bu bezlerin iltihaplanması ile “bartolinit” oluşur.)
  • Vulva kanseri

Kadınlarda Vajinaya Ait Kısırlık Nedenleri

Kadınlarda Vajinaya Ait Kısırlık Nedenleri
Kadınlarda Vajinaya Ait Kısırlık Nedenleri
Vajina, görevlerinden ötürü halk arasında “hazne” ya da “döl yolu” olarak da anılabilmektedir. Cinsel ilişki sırasında erkek, spermlerini vajinaya bırakır ve buradan da tüplere ve yumurta ile döllenirse de rahim bölgesine aktarılır. Bu bölgede doğuştan gelen yapısal bozuklukların olması (vajinanın bölmeli olması ya da hiç olmaması gibi) ya da sonradan vajina etrafında ya da iç bölgesinde enflamasyonların gelişmesi (iltihaplar, kanserler ya da yangılar) kısırlığa varmadan önce pek çok sorun doğurur. Cinsel birleşme yaşayamama ya da adet görememe bu sorunlardan en önemlileridir. Doğurganlık için öncelikle bu sorunların aşılması gerekir.
Vajinada gelişen iltihaplar (vaginitis) vajinal ortamın asitli bir hal almasına; dolayısı ile spermlerin bu ortamda tutunamamasına ve daha rahim bölgesine girmeye fırsat bulamadan telef olmasına sebep olur. Ayrıca bu iltihaplar o bölgede ağrı ve acı oluşturacağından dolayı cinsel birleşme de gerçekleşemez.
Vajina bölgesine bulaşan ve üreyen bazı bakterilerin herhangi bir belirtiye ya da şikâyete yol açmasa bile kısırlığa sebep olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu bakterilerin döllenmeyi engellemelerinin en büyük sebebi; spermlerin tutunmasına engel olan bir ortam oluşturmalarıdır. (Chlamydia trachomatis bakterisinin sebep olduğu klamidya enfeksiyonu buna örnek olarak verilebilir.)
Vajinanın boyutları (uzun ya da kısa olması) kısırlık nedeni değildir. Cinsel birleşmeye engel olan bir yapı bozukluğu olmadığı sürece bu açıdan hiçbir sorun yoktur.

Kadınlarda Rahim Ağzına Ait Kısırlık Nedenleri

Kadınlarda Rahim Ağzına Ait Kısırlık Nedenleri
Kadınlarda Rahim Ağzına Ait Kısırlık Nedenleri
Kadınlarda kısırlık nedeni olarak rahim ağzı önemli bir yere sahiptir. Hamile kalamayan kadınların yaklaşık %50’sinde rahim ağzına ait nedenlerle kısırlık problemi yaşanmaktadır. Bu nedenler sırasıyla şöyle ifade edilebilir:
Genetik olarak rahim ağzında yapısal bozuklukların olması: Rahim ağzının normalden dar olması, bölmeli ya da çift rahim ağzı olması, hiç rahim ağzı olmaması gibi durumlar.
Servikal mukusun anormal özelliklerde olması: Servikal mukus; rahim ağzından bulunan, akışkan ve yapışkan olan sümüksü bir yapıdır. Cinsel ilişki ile vajinaya aktarılan spermlerin rahim içine aktarılabilmesini sağlayan yardımcı elemanlardan birisidir. Servikal mukus 28 günlük regl periyodu içerisinde hormonal sebeplerle bazı değişikliklere uğrar. Bu mukusun miktarı yumurtlama döneminde artış gösterir. Ayrıca yoğunluğu azalır ve akışkanlık özelliği de artar. Servikal mukustaki bu değişimler spermin orada tutunabilmesini, rahme iletilmesini kolaylaştırır; dolayısı ile rahimi gebeliğe hazır hale getirir ve döllenme ihtimalini arttırır.
Yumurtlama dönemi dışında kalan regl periyodunun diğer günlerinde bu özellikler görülmez. Normalde servikal mukus alkali özelliktedir. Bu özellik sperm için elverişli bir özelliktir. Ancak enflamasyonlar (iltihaplar, yangılar) neticesinde bu alkali ortam asitli ortama dönüşür. Asitli ortam ise spermlerin yaşaması, tutunması ya da rahme doğru ilerlemesi için hiç uygun bir ortam değildir.
Rahim ağzında yapışıklık olması: Rahim ağzına uygulanan müdahaleler sonucunda o bölgede yapışıklık meydana gelme durumları vardır. Bu müdahalelerden en agresif olanı şüphesiz ki kürtajdır. Düşük ve doğum gibi durumlar da rahim ağzı kanalını birbirine yapıştırarak daraltabilir. Bu da spermin rahme geçişini güçleştirir ve gebe kalma ihtimalini düşürür.
Rahim ağzının kapanmasına sebep olan tümör oluşumları: Rahim ağzından kaynak alan ve o çevrede oluşan tümörler sperm geçişini engelleyerek kısırlığa sebep olur.
Rahim ağzı yetmezliğinin olması (servikal yetmezlik): Rahim ağzının görevlerinden biri gebelik boyunca ağzı kapalı tutmaktır. Servikal yetmezlik yaşayan kadınlarda gebeliğin belli bir ayından sonra rahim ağzı gücünü yitirir ve gevşeyerek açılır. Bu da düşüğe sebep olduğundan dolayı çocuk sahibi olabilmek mümkün olmaz.

Kadınlarda Rahime Ait Kısırlık Nedenleri

Kadınlarda Rahime Ait Kısırlık Nedenleri
Kadınlarda Rahime Ait Kısırlık Nedenleri

Kadının yumurta hücresi erkeğin spermi (döl hücresi) ile döllendiğinde ve bu döllenmiş yumurta rahim içerisine aktarıldığında yaklaşık 280 günlük normal gebelik süresi rahim içinde devam eder. Bu yüzden bu 280 günlük sürecin baştan sona sorunsuz geçebilmesi için rahim ortamının oldukça uygun özelliklerde olması gerekir. Ancak bazı durumlarda genetik olarak rahim yapısı gebeliğe elverişsiz olur. (Bölmeli ya da boynuzlu rahim bu duruma örnek olarak verilebilir. Bu durumdaki kadınlarda erken doğumlara ya da düşüklere çok sık rastlanıldığından bu genetik problemler kısırlık nedenleri arasında sayılır.

Rahmin arkaya dönük/ters oluşu da kısırlık nedeni olarak kabul edilir. Ancak rahmi arkaya dönük olan her kadın kısırdır demek de yanlış olur. Eğer bir kadın çocuk sahibi olamaz ve tetkikler sonucunda rahmin arkaya dönük olmasından başka da bir kusur bulunamazsa; o takdirde rahmin arkaya dönük oluşu bu durumdan sorumlu tutulabilir.
Rahim bölgesinde gelişen tümörler de döllenme şansını azaltan önemli kısırlık sebeplerindendir. Hem rahim içi kimyasal ortamı bozduğundan, hem de tıkanıklıklara sebep olduğundan bu durum yaşanabilir. Kadınlarda fazlasıyla görülebilen miyom oluşumları gebe kalma şansını yaklaşık %30 oranında azaltır.

Kadınlarda Rahmin Endometrium Tabakasına Ait Kısırlık Nedenleri

Kadınlarda Rahmin Endometrium Tabakasına Ait Kısırlık Nedenleri
Kadınlarda Rahmin Endometrium Tabakasına Ait Kısırlık Nedenleri
Endometrium tabaka rahmin iç tabakasıdır. “Rahim iç örtüsü” de denilebilir. Bu tabaka, gebeliğin yerleştiği ve sürdürüldüğü tabakadır. Bu yüzden bu ortamın sağlıklı olması ve kimyasının uygun olması çok önemlidir. Rahim iç örtüsü ortalama 28 günlük adet döngüsü boyunca hormonların etkisi ile değişikliğe uğrar ve gebelik için her ay uygun ortam hazırlar. Eğer bu süreçte gebelik oluşursa, bu ortam doğum gerçekleşene kadar korunur. Gebelik gerçekleşmediği takdirde ise bu tabaka her ay adet kanaması olarak dışarı atılır.
Gebelikte çok önemli bir yeri olan endometrium tabakanın gelişimini bozan ve kısırlık oluşturan bazı faktörler şunlardır:
  • Endometritis (Endometrium tabakada iltihap gelişmesi durumudur. Spermlerin yaşam şansını azaltarak, döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesini zor hale getirir. )
  • Asherman Sendromu (Rahim iç duvarının yapışık olması durumunu tanımlayan bir sendromdur. Yapışıklık kısmen ya da tamamen olabilir. Rahim boşluğunun ortadan kalkmasına sebep olur. Bu sorunu yaşayan kadınlar genellikle adet görememekten şikayet ederler.)
Buraya kadar rahmin anatomik yapısıyla ilgili kısırlık faktörlerini inceledik. Bundan başka rahimin iç tabakasını oluşturan ve rahim iç örtüsü (endometrium) adını alan gebeliğin yerleştiği ve devam ettiği önemli bir tabaka vardır. Bir gebeliğin oluşumu ve devamlılığında da bu tabakanın sağlıklı oluşu gereklidir. Bu rahim iç örtüsü bir kadının adet siklusu boyunca (ortalama 28 gün) hormonların etkisinde kalarak değişikliklere uğrar, başka bir deyişle her ay gebelik için hazırlık yapar. Bu hazırlık, gebelik oluştuğunda sürekliliğini korur ve gebeliğin sonuna kadar devam eder. Eğer gebelik oluşmazsa gebelik için hazırlanmış bu tabaka, her ay adet kanaması olarak dışarı atılır. Bu nedenle rahim iç örtüsünün , dengeli bir şekilde gelişimini bozan değişik faktörler kısırlığa yol açarlar. Bu faktörleri aşağıda sırayla kısaca inceleyebiliriz.
Rahim boşluğunu çevreleyen rahim iç tabakasının (endometrium) iltihapları (endometritis) da, spermlerin yaşama şansını azalttığı ve döllenmiş ovumün yerleşmesini zorlaştırdığı için kısırlık nedeni olabilir. Bazen de bu tabakayı ilgilendiren “Asherman Sendromu” isimli bir hastalık kısırlık nedenidir.
Bu hastalıkta rahim iç duvarları ya tamamen ya da kısmen birbirine yapışmıştır (sineşi) ve rahim boşluğu ortadan kalkmıştır. Böyle bir durumda kadın genellikle adet görememekten de şikayetçi olmaktadır.

Kadınlarda Fallop Borularına (Tüplere) Ait Kısırlık Nedenleri

Kadınlarda Fallop Borularına (Tüplere) Ait Kısırlık Nedenleri
Kadınlarda Fallop Borularına (Tüplere) Ait Kısırlık Nedenleri
Fallop boruları ya da tüpleri; erkeğin spermi ile kadının yumurta hücresinin birleştiği, yani döllenmenin oluştuğu yerdir. Bu aşamadan sonra döllenmiş yumurta hücresi buraya yerleşir ve bir süre sonra gebeliğin sürdürüleceği rahim içine doğru ulaşması bu kanallar yardımı ile sağlanır. Bu yüzden bu kanalların ya da tüplerin açık olması çok önemlidir. Fallop tüpleri sadece düz bir boru ya da bir geçiş yolu olarak düşünülmemelidir. Farklı fonksiyonları da mevcuttur.
  • Kadının yumurtalıklarından atılan yumurta hücresinin yakalanması konusunda aktif bir rol üstlenir.
  • Salgıladığı özel sıvılar ile yumurta hücresinin beslenmesini sağlar.
Bundan dolayı fallop tüplerinin açık olması gebelik oluşumu için yeterli gelmez. Yukarıdaki fonksiyonların da aksamadan gerçekleşmesi gerekir. Aksi takdirde yumurta hücresinin tutunması, sağlıklı kalması ve akabinde döllenmeye hazır hale gelmesi mümkün olmaz. Bu fonksiyonlardaki bozukluk %20-40 oranında kısırlık nedeni olabilmektedir.
Fallop borularında kapanmaların meydana gelmesinin en önemli sebebi bel soğukluğu, tüberküloz ya da endometriosis gibi iltihaplı hastalıklardır. Kürtaj operasyonları, düşükler ve doğumlar sonrası gelişen iltihaplar da fallop borularını tıkayarak kısırlık sebebi olabilir. Resmî olmayan, sağlık koşullarına uymayan ortamlarda ehil olmayan kişilerce üreme sistemine yapılan müdahalelerde bu tip durumlara çok rastlanılır.

Kadınlarda Yumurtalıklara (Yumurtlamaya) Ait Kısırlık Nedenleri

Kadınlarda Yumurtalıklara (Yumurtlamaya) Ait Kısırlık Nedenleri
Kadınlarda Yumurtalıklara (Yumurtlamaya) Ait Kısırlık Nedenleri
Bir kadının çocuk sahibi olabilmesi için yumurta üretebiliyor olması gerekir. Yumurta üretebilmek için de vücutta 3 merkezin çok randımanlı çalışması gerekir (Hipotalamus, hipofiz bezi, yumurtalıklar/overler). Ayrıca “çevresel etkenler” diye de ifade ettiğimiz ikincil etkilerin de yumurtlama olayına olumsuz yansımaması gerekir. Aksi takdirde kısırlık kaçınılmaz olur.
Yumurta üretim mekanizmasında rol üstlenen 3 merkez kısaca şu şekilde açıklanabilir:
1)Hipotalamus: Beynin alt bölgesinde yer alan, vücudun kumandası rolünü üstlenen 1,5×2 cm’lik bir kısımdır. Vücudun hangi zaman aralığında neye ihtiyacı olduğunu bilir ve ona göre harekete geçer. Vücudun o gereksinimini giderecek hormonların aktif edilebilmesi için hipofiz bezini uyarır.
2)Hipofiz Bezi: Beynin alt bölgesinde kemikten bir kılıf içerisinde bulunan ve vücudun iç salgı bezlerine, dolayısı ile fonksiyonlarına hükmeden bezdir.
3)Yumurtalıklar: Yumurtalıklar rahmin iki yanında bulunur. Ortalama 3 cm boy ve 1 cm kalınlıkta badem şekilli bir yapıdır. Yumurta ve hormon üretimi buradan yapılır.

Hipotalamus Yumurta Üretimine Nasıl Etki Eder ?

Hipotalamus Yumurta Üretimine Nasıl Etki Eder
Hipotalamus Yumurta Üretimine Nasıl Etki Eder
Beyindeki “hipotalamus” bölgesinin yumurta üretimine etki edebilmesi için öncelikle gelişimini tamamlaması gerekir. Hipotalamus bölgesinin gelişiminin tamamlandığı zaman dilimine ise buluğa erme yani ergenlik denilmektedir. Bu aşamadan itibaren kız çocuğu hormon üretmeye ve adet görmeye başlar. Sekonder (ikincil) seks karakterleri de kendisini gösterir. (Göğüslerde büyüme, kıvrımların oluşumu, tüylenmeler v.s.)
Hipotalamus hücreleri tarafından üretilen nörohormonlar ile hipofiz bezine gerekli emirler verilir ve bu fonksiyonlar başlatılır. Hipotalamusta süt hormonu (prolaktin) salgılayıcı ve salgılanmasını durdurucu iki nörohormon tespit edilmiştir. (Süt hormonu salgılayıcı faktör “prolaktin riziling faktör” olarak adlandırılırken; süt hormonu durdurucu faktör ise “prolaktin inhibe edici faktör” olarak ifade edilir.)
Hipotalamusun hücrelerinden üretilen bu maddelerin hepsi hipofize etki eder. Bu şekilde yumurtalıktaki yumurta yapımı ve döllendikten sonra ise gebeliğin devamı sağlanmış olur. Hipotalamustan gelen emirler doğrultusunda hipofizde üretilen “döllenmeye etki edici” maddeler 3 tanedir:
  • FSH: Folikül stimüle edici hormondur. Kadınlarda doğuştan var olan binlerce yumurta hücresinden bir tanesini yuvasında oluşturarak döllenmeye hazır hale getirir.
  • LH: Lutein hormondur. Oluşan yumurtayı yuvasından koparıp döllenmeye yollanmasını temin eder. Ayrıca eğer gebelik gerçekleşirse bu gebeliğin sağlıklı bir şekilde devam etmesini sağlar.
  • PRL: Prolaktin; yani Süt hormonudur. Yumurtlamanın gerçekleşebilmesi için belli bir oranda mutlaka bulunmalıdır. Aksi takdirde ya yumurtlama gerçekleşmez ya da gerçekleşse bile sağlıklı olmaz.

Hormonların Gebelik Sürecine Etkisi Nedir ?

Hormonların Gebelik Sürecine Etkisi Nedir
Hormonların Gebelik Sürecine Etkisi Nedir
FSH, LH ve PRL hormonları kan yolu ile yumurtalığa emir getirirler ve fonksiyonları başlatırlar. Böylelikle doğuştan gelen yüz binlerce yumurtadan bir tanesi o adet döneminde hazır bulunur. Hazırlanan bu yumurta 14-15 gün içerisinde döllenebilecek hale gelir. Yumurtalar hazır bir şekilde yumurtalıkta beklerken bir yandan da yüksek oranda kadınlık hormonu (östrojen) salgılanır. Bütün bu durumlar iki âdet kanaması arasına; yani adet periyodunun tam ortasına rastlar. Hazır haldeki yumurta yuvasından çıkarak döllenmek için fallop tüplerine geçer. (Yumurtlama/ovulasyon)
Fallop tüpünde yumurta ve sperm döllenirse, yumurtalıkta gelişen korpus luteum (sarı cisim) tarafından progesteron; yani gebelik hormonu üretilir. Bu hormon gebeliğin devamı için olmazsa olmazdır. Adet döneminin ikinci yarısında; yani son 15 gününde bu hormon kadının kanında normalden çok daha yüksek seviyelerde seyreder. Bu süreçte döllenme gerçekleşmemişse 15 günün sonunda bu hormon aktifliğini yitirir ve seviyesi düşer. (Korpus luteum aktivitesi saf dışı olur.) Bu durumda hipotalamus yeniden emirler vererek bu sürecin tekrarlanmasını ve yeni yumurtanın hazır hale getirilmesini sağlar.
İşte bütün bu hormon değişiklikleri 28 günlük adet sürecinde kadınların üreme organlarında bir takım değişmeler yaparlar. Bu hormonların etkisinin azalması ile rahim içindeki zarlar da değişime uğrar; yüzeysel kısmı dökülüp dışarı atılır. Bu da adet kanamasının oluşması demektir.

Adet Kanaması Geçirmek Doğurganlığa mı İşaret Eder ?

Adet Kanaması Geçirmek Doğurganlığa mı İşaret Eder
Adet Kanaması Geçirmek Doğurganlığa mı İşaret Eder
Adet kanaması geçiren her kadın doğurgandır demek yanlış olur. Yumurtlama gerçekleşmese bile kadınlar adet kanaması geçirebilir. Bu yüzden çocuk sahibi olamayan bireylerde ilk etapta yumurtlama sorunu olup olmadığı tespit edilmelidir. Eğer yumurtlama gerçekleşemiyorsa bu durumda ilk önce yumurtlama sürecini başlatan hipotalamus bölgesi kontrol edilir. Burada bir problem yoksa sırasıyla hipofiz bezi ve yumurtalık incelenir.
Gebelik oldukça hassas bir süreçtir. Yani vücutta gelişen en küçük bir olumsuzluk vücudun kimya ahengini bozacağından gebelik sürecinin aksamasına sebep olacaktır. Bu yüzden hipotalamus ve üreme organları başta olmak üzere tüm organların detaylı bir şekilde incelenmesi gerekir.
Eğer vücutta bir ahenksizlik ya da hastalık bulunmazsa hastanın hikâyesi dinlenir. Ne sıklıkta ve hangi zaman aralığında cinsel ilişkiye girdiği, genel itibari ile hangi pozisyonların tercih edildiği, nasıl bir çevrede yaşadığı ve nasıl bir psikolojide olduğu irdelenir. Gerekirse kadın, psikiyatri servisine yönlendirilebilir.

Yazıyı Puanla

SağlıklıHayat.Net
User Rating: 5 ( 6 votes)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.