Karı koca sorunları nasıl aşılır ?

Evliliğinde Sorun Yaşayan Çift İlk Aşamada Ne Yapmalı

Karı koca sorunları nasıl aşılır ?

Karı koca sorunları nasıl aşılır ?
Karı koca sorunları nasıl aşılır ?
Evlilik ilişkisini yürütmede aşk ve sevgi önemli faktörler olabilse de yeterli faktörler değildir. Eğer yeterli faktörler olsaydı severek evlenen çiftlerin boşanma aşamasına kadar gelmeleri mümkün olmazdı. Hatta yapılan araştırmalar severek evlenen çiftlerde boşanma katsayısının, görücü usulü evlenenlere göre oldukça fazla olduğunu kanıtlamıştır.
İlişkilerin itekleyici gücü olarak görülen aşk ve sevgi, aynı zamanda ilişkinin bitme sebebi haline gelebilmektedir. Bazı durumlarda aşırı sevginin getirdiği taşkın ve kontrol dışı davranışlar, bazı durumlarda ise her koşulda sevildiğini bilmenin getirdiği vurdumduymazlık ilişkinin krize girmesine sebep olmaktadır. Kadın ve erkek, evlilik kurumunun “aşk ve sevgiden” fazlasını gerektirdiğini unutmadan bu yola girmelidir. Bu gereklilikleri bilmiyorsa bile ilişkiyi korumak adına bir an önce öğrenmeli ve elinden geleni yapmalıdır.
Sevgi tek başına “Seni çok seviyorum” demek değildir. Sevginin bir ölçü aracı yoktur, büyüklüğü ancak o sevgi için nelerin yapabildiğiyle ortaya çıkar.  Ayrıca eşler aşkın ve sevginin azalabilen hatta bitebilen bir şey olduğunu bilerek hareket etmelidir. “Şu anda seviliyorum, nasılsa bundan sonra da hep sevilirim.” rahatlığına düşmemeli ilişkiyi ve sevgiyi dipdiri ayakta tutmak için gereken her şey yapılmalıdır.

Evliliğinde Sorun Yaşayan Çift İlk Aşamada Ne Yapmalı?

Evliliğinde Sorun Yaşayan Çift İlk Aşamada Ne Yapmalı?
Evliliğinde sorun yaşayan çift ilk aşamada ne yapmalı?
İlişki tek tarafın çabasıyla sürebilecek bir şey değildir. Öncelikle iki tarafın da bu ilişkiyi düzetme konusunda isteği olmalıdır. İki taraftan birisi bu konuya kendini kapatırsa ve herhangi bir şekilde yardım almayı reddederse bir şeylerin düzelebilmesi söz konusu olmaz. Eğer ilişkide çatlaklar oluşmaya başlamışsa mutlaka yanlış giden bir şeyler vardır. Doğru sanılan yanlışlar da olabilir. Çiftler kendi başlarına bu yanlışı bulamıyor ve ilişkiyi krizden çıkaramıyorsa, bu durumda üçüncü bir şahsın devreye girmesi gerekmektedir. Bu üçüncü şahısta şu özellikler olmalıdır:
  • Kesinlikle taraf tutmamalı, duygusal davranmamalıdır.
  • Yeterince tecrübe ve bilgiye sahip olmalıdır.
  • Her şeyden önemlisi evlilik kurumuna saygısı olmalı, evliliği kurtarmayı her şeyden önde tutmalıdır.
Sorunlar anneye, babaya ya da kardeşlere açıldığı zaman çoğunlukla duygusal davranılır ve herkes kendi kardeşinin ya da evladının tarafında durur. İlişki zaten sorunluyken bir kat daha sorun çıkar ve bu kez eşlerin aileleri de birbirine tepki almaya başlar. İlişkinin kopması daha kolay olur. Herhangi birisine anlatmak da tehlikelidir. Özellikle evliliği henüz tecrübe etmemiş birisine anlatıldığında kolaylıkla boşanma konusunu empoze etmeye çalışabilir. Eşlerin ihtiyacı olan bu işi profesyonel birisine yani bir evlilik terapistine danışmaktır. Mümkünse ilk tercih bu olmalıdır. Bu mümkün değilse; itibar edilen, aklı başında, vicdan sahibi, aile kavramına önem veren ve tecrübeli bir büyüğe danışılmalıdır.

Karı Koca Sorunlarını Aşmada Gerekli Olan Şeyler Nelerdir?

Karı koca sorunları bazen gereksiz büyütülebilir
Karı koca sorunları bazen gereksiz büyütülebilir
Eşler ilişkinin temel yapısının “sevgi” değil “saygı” olduğunu bilerek bu sürece başlamalıdır. İş hayatında pek çoğumuz işimizi kaybetmemek adına patrona olabildiğince saygılı davranır, konuşurken en doğru ve en kibar kelimeleri bulmaya çalışırız. Patron sinirlenip üstümüze geldiğinde genelde alttan almaya çalışır, onun yatışmasını sağlarız.
Patron-çalışan ilişkisi sadece “saygı” kavramı ile yıllarca ayakta kalabilmektedir. Duygusal bir bağ kurmadığımız patronlarımıza sırf işimizi kaybetmemek adına bu kadar tolerans gösterirken, ilişkimizi kaybetmemek adına çok sevdiğimiz adama ya da kadına saygı ve toleransı çok görmek vicdana sığmaz bir davranış olacaktır.
Birbirlerine güzel ve sağlam bir ilişkiyi borç bilen eşler için karı koca sorunlarını aşmada yardımcı olacak bazı konulardan maddeler halinde bahsedilecektir:

Konuşma Adabı: İster evlilik ilişkisi olsun ister aile ya da arkadaş ilişkisi olsun, tüm anlaşmazlıkların temelinde doğru şekilde konuşmamak vardır. Kelime, mimik, göz teması gibi faktörlerin doğru şekilde kullanılmaması; bahsedilen konunun asıl anlamından uzaklaşmasına, mesajın yanlış alınmasına sebep olabilir. Terapistler eşleri bu konuda bilgilendirmektedir ve doğru konuşma tekniğini öğretmektedir. Konuşurken şu konulara dikkat edilmelidir:

  • Konuşurken samimi bir göz teması kurulmalı, sakin bir ses tonu kullanılmalıdır.
  • Suçlayıcı ya da yargılayıcı konuşmalar yapmak yerine, olanların nasıl hissettirdiği hakkında konuşulmalıdır.
  • Konuşmalar ve sorular oldukça net olmalıdır. Dolaylı yoldan sorulan sorular ya da kinayeli(iğneleyici) sözler yanlış anlaşılmalara açıktır. Suçlanmış hissettirir ve karşıdaki kişi savunmaya geçer. Kaliteli bir iletişimde bunlar asla olmamalıdır.
  • Tek bir anda pek çok konuyu üst üste konuşmak doğru değildir. Çok konuşmak, çok ayrıntı vermek konuyu dağıtır ve asıl sorun çözüme ulaşmaz. Tek seferde söylenecekler mümkünse iki üç cümleyi geçmemelidir. Karşı tarafın bunu sindirmesi, üstünde düşünmesi, duyguyu yansıtması ve aydınlatıcı bir şeyler söylemesi beklenmelidir.
  • Üst üste soru sorulmamalıdır. Bu durum karşı tarafı kızdırabilir, suçlanmış hissettirebilir ve tek bir cevap bile alamadan konunun kapanmasına sebep olabilir. Sorular “açık aramak” için değil, aydınlatıcı bir açıklamaya ulaşabilmek için sorulmalıdır.

Dinleme Adabı: Konuşan ne kadar iyi konuşsa da, karşı taraf dinlemediğinde ya da doğru bir şekilde dinlemediğinde sonuç almak yine mümkün olmaz. Bir ilişkiye ilişki denilebilmesi için bağlantının kopuk olmaması gerekir. Doğru adımlar karşılıklı atılmalı, gösterilen çabalar göz ardı edilmemelidir. Dinleyen tarafın tutumu ve sorulan sorulara verdiği cevaplar iletişimin seyrini doğrudan etkileyecektir.

  • Tüm ilginin onda olduğunu belli edecek şekilde samimi bir göz teması kurmak gerekir.
  • Onu dinlediğini ve anladığını belli etmek adına bir şeyler söylemeli, varsa kendi düşüncesini o an sakince ifade etmeli ama fazla uzatmamalıdır.
  • Söz keserek konuşmanın akışını bozmamalı, alakasız bir şey söylememelidir.
  • Konuşulan konuya netlik getirmek dinleyicinin görevidir. “Yani sen şunu mu demek istiyorsun…” diye söze başlayıp düşünceyi tam olarak açıklayan bir cümle kurulmalı ve bu cümle “evet” ya da “hayır” şeklinde cevaplanabilecek netlikte olmalıdır. Yanlış anlamalar böylelikle yavaş yavaş son bulacaktır.
  • Konuşan taraf tüm anlatacaklarını bitirdikten sonra, dinleyici taraf tüm konuları özetler nitelikte bir konuşma yapmalıdır. Böylece konuşma tekrardan değerlendirilmiş olur ve konuşan kişi derdini tam olarak anlatabildiğini hisseder.

Doğru Algı Oluşturma: Eşler birbirini yargılamadan önce sorunun asıl kaynağına inmeyi denemelidir. Örneğin bir erkek karısının her şeye karışmasından ve her şeyin kontrolünü elinde tutmaya çalışmasından yakınabilir. Onu “aşırı kontrolcü” olarak yaftalamaktansa “Her şeyin iyi gitmesi için ve beni kaybetmemek için gereğinden fazla çaba gösteriyor.” şeklinde bir bakış açısı benimsemeli, karısına şefkat nazarında bakmalı ve onu anlamaya çalışmalıdır. Eşler doğru şekilde konuşarak her türlü sıkıntının üstesinden gelebileceğini bilmelidir.

Kişisel Özellikleri Gözden Geçirmek: Bir insanın kişiliği ilişkinin de kişiliğini belirler. Eğer ilişkide bir sıkıntı çıkmışsa her iki taraf da kişiliklerini sorgulamalıdır. (Ne kadar sadakatliyim? Sorumluluklarımı iyi bir şekilde yerine getirebiliyor muyum? Eşime hak ettiği saygıyı gösteriyor muyum? ) Cömertlik, duyarlılık, bağışlayıcılık, hoşgörü gibi erdemli kişilik özellikleri ilişkiyi ayakta tutan yegâne unsurlardır. Her insan sevebilir ve âşık olabilir; ancak her insan kişilikli olamaz.

Becerileri Arttırmak: Eşler birbirlerinin yükünü almalıdır; ancak bunu başarabilmek de beceri sahibi olmaktan geçer. Kadın ve erkek hem dışarıdaki hem de evin içindeki işler konusunda yetenekli ve bilgili olmalıdır. Böylelikle görev paylaşımı daha adil olur ve yüklerin çoğunu tek bir taraf üstlenmek zorunda kalmaz. Fazla sorumluluk yükü insanların psikolojisini bozan ve enerjisini düşüren bir yüktür. Eşler birbirine daha verimli vakit ayırmak istiyorlarsa yükleri paylaşmayı öğrenmelidir. Gereğinden fazlasını üstlenmemeli, gereğinden fazla da yüklememelidir.


Yazıyı Puanla

SağlıklıHayat.Net
User Rating: 5 ( 3 votes)
Etiketler
Daha fazla göster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close