Aşık olduğunuzu nasıl anlarsınız ?

Ve Aşk insanı nasıl değiştirir ?

Aşık olduğunuzu nasıl anlarsınız ?

Aşık olduğunuzu nasıl anlarsınız ?
Aşık olduğunuzu nasıl anlarsınız ?
Aşk duygusu hem ruhsal hem de fiziksel etkilerinden dolayı pek çok alanda araştırma konusu olmuştur. Aşırı ve çelişkili duygu durumları aşk ile ortaya çıkar. Kimileri aşkı “hastalık” olarak değerlendirirken kimileri de “şifa kaynağı” olarak görür. Aslında ikisi de doğrudur. Aşk duyulan kişi o insanın yaşama ve mutluluk sebebi olabilirken, diğer yandan onu hiç kimsenin üzemeyeceği kadar çok üzebilen tek kişi olacaktır.
Aşık olmayan birinin aşk içerisindeki bir insanı anlayabilmesi, çözümleyebilmesi neredeyse imkânsızdır. Hatta daha önceden aşık olup o aşkını unutmuş olanlar bile aşkı yaşayan kişiyi anlayamaz ve yaşadığı şeyleri bir kaçıklık olarak görür. “Aşkı yaşayan bilir.” sözü boşuna değildir. Aşık bir insan bir akıl tutulması içerisindendir. Kişinin kendisi bile davranışlarına anlam veremez. İrade ve gurur seviyesi hiç olmadığı kadar alt seviyelere inmiştir. Kişilik bile değişmeye başlamıştır. Kişi mantığını aşkın önünde kolaylıkla tutabiliyorsa, onun aşka uğradığını söylemek doğru olmayacaktır.

Neden Aşık Oluruz?

“Binlerce kişi arasında neden o?” Aşk hakkında düşünenler muhakkak bu soruyu kendilerine sormuşlardır, ancak bu sorudan net bir sonuç alabilmek mümkün değildir. Aşk özgür bir duygudur. Bazen biz onu buluruz bazen o bizi bulur. Belki de hayat boyu karşılaşmak hiç mümkün olmaz. Yine de insanlar doğası gereği bir neden sonuç ilişkisi kurmak ve anlamak ister. Kalpleri ve hormonları aşka sürükleyen pek çok sebep olabilir. Bu sebeplerden en önemlileri şunlardır:

Uygunluk : Kültürel, fiziksel ya da düşünce yapısı olarak benzeştiğimizi düşündüğümüz kişilere karşı bir yakınlık duyarız, çünkü anlaşılmak ve anlayabilmek pek az kişinin eline geçebilen bir şanstır. “Ne kadar çok ortak yönümüz var.” sözüyle başlayan aşklar her zaman daha kaliteli ve doyurucu aşklar olmuştur. Akıl tutulması süreci atlatıldıktan sonra da devam ettirmeye değecek değerler barındırır. İlişkinin daha özel bir boyuta gelmesi ve sevgi bağı oluşması muhtemeldir.

Uzun Süreli İletişim : Devamlı bir arada ve iletişim halinde olan kişiler eğer kalpleri boşsa aşık olmaya eğilim göstereceklerdir. Paylaşılan şeylerin çok olması bunda en büyük etkendir. Birbirlerini pek çok açıdan değerlendirme, tanıma fırsatı bulmuşlardır ve birbirlerine alışmışlardır. Bu uzun süreç içerisinde aşk duygusunu depreştirecek en az bir sebep doğacaktır. Eğer bu sebepler sevgi bağı oluşturacak kadar fazlaysa bu aşkın mutlu sonla bitmesi imkânlı olabilir.

Zıt Kutupların Çekiciliği : Çatışmalardan doğan aşk da vardır. Aşk ile nefret arasındaki o ince çizgide yürürken aşk tarafına doğru dengeyi kaybedip düşme durumunu tanımlar. Bu tip aşkların sonucu genellikle hüsrandır. Aşkın vücut fonksiyonlarında yarattığı hormon dalgalanmaları son bulduğunda kişiler kendilerini “Ben ne yaptım böyle?” sorusunu sorarken bulabilirler. Kişiler aşk duygusuna kapıldıklarında geri dönüşü kolay olmayacak yollara girmeden önce sabredip bu akıl tutulması sürecinin geçmesini beklemeli ve geleceğe yönelik kararlarını ondan sonra vermelidir.


Aşık Olduğunuzu Nasıl Anlarsınız?

Aşık Olduğunuzu Nasıl Anlarsınız?
Aşık olduğunuzu nasıl anlarsınız?
Aşk, hayranlık ve hoşlanma duyguları birbirine fazlasıyla karışabilen duygulardır. Hayranlık duygusu, saman alevi gibi bir anda parlayan ve çok kısa süre içerisinde sönen bir duygudur. Akıl kurcalamaz, ilgiyi başka yere kanalize edebilmek zor olmaz. Hoşlanmak bir aşamadır, ayakları yere basan bir duygudur. Mantığı duyguların önüne alabilmek aşktaki kadar zor değildir. Aşk ise ne saman alevidir ne de ayakları yere basar. Hem muhteşem hem de korkunç özellikleri vardır.
Aşk duygusu ruhsal ve fiziksel bir dalgalanmanın sonucu olduğundan bedenimizde, hislerimizde ve davranışlarımızda bazı belirtiler vermesi kaçınılmaz olacaktır. Bu belirtilerden başlıklar halinde bahsedeceğiz.

Vücudun Normal İşleyişinde Değişim : Her şey normalken ortama o kişi girdiğinde kalp son hızla atar ve tatlı bir baş dönmesi oluşur. Yüz kızarır, eller terler, ses tonu ve konuşma tarzı değişir. Göz bebekleri daha parlak ve daha büyük olur. Onun olmadığı yerlerde onu düşünür, iştah azalır, uykusuzluk sıkıntıları baş gösterir. Çelişkili duygu nöbetleri oluşmaya başlar. (Aşırı ağlama ya da aşırı gülme gibi…)

Aptallaşmak : Aşık olunan kişi ile karşı karşıya gelindiğinde konsantrasyon ve mantık darmaduman olur. Kelimeler ağızdan çıkmakta zorlanacağı gibi çıkan kelimeler de “Dilim tutulsaydı da konuşmasaydım” dedirtecek türden olur. İyi espri yapan biriyse esprilerinin kalitesi düşer. Araştırmalar bütün bunların oksitosin hormonunun (aşk hormonu) eseri olduğunu ortaya koymuştur. Oksitosin hormonu mantıklı düşünmenin önüne geçen bir hormondur. Bu hormon vücutta aktifken herhangi bir konuda başarı sağlayabilmek ya da doğru kararlar verebilmek kolay olmayacaktır.

Aşırı Takıntılı Olma : Yapılan araştırmalar aşık olan kişilerin obsessif-kompulsif (takıntılı ve zorlayıcı endişe bozukluğu) belirtiler verdiğini ortaya koymaktadır. Kurdukları cümleler hakkında çok fazla düşünürler ve hata ararlar. Yüzlerindeki kusurları takıntı haline getirmeye başlarlar. Çok iyi göründüklerinden hiçbir zaman emin olamazlar. Onun karşısına çıkmadan önce saatlerini ayna karşısında geçirirler. Saçmalayacaklarından, her şeyi mahvedeceklerinden endişe duyarlar.

Bağımlılık ve Endişe Bozukluğu : Ondan haber alamadığında aklına ilk gelen şey başına kötü bir şey gelmiş olabileceğidir. Daha önce kimseye karşı duymadığı endişeyi abartılı bir şekilde ona duyar. Kalpleri hiç olmadığı kadar sıkıntıya girer, felâket senaryoları yazarlar. Onsuz nasıl yaşayacağını düşünüp dakikalarca ağlayabilirler. Uyuşturucu bağımlılarının “yoksunluk belirtileri” bu durumlarda gözlenebilmektedir. Ondan haber alana kadar olumlu hiçbir şey onların bu sıkıntılarını dağıtamaz. Sahip olduğu güzel şeylere kanaat getiremez.

Her Zaman Onun Yanında Olma İsteği : Aşık kişi çabuk özler. Onun yanında olamadığı her dakikayı boşa geçmiş sayar. Onun yanındayken bulduğu huzuru hiçbir yerde bulamaz. Planlarına her zaman onu da dâhil eder. Nereye gitse, ne yapsa “Keşke o da yanımda olsaydı.” diye gönlünden geçirir. Çok mutlu olduğu yerlerde de olsa, bütün sevdikleri bir araya da gelmiş olsa, sadece o yok diye bir yanı hep eksik kalır.

Gelecek Planları : “Biz” kelimesini her daim kullanırlar. Kendilerini ondan ayrı düşünemedikleri için kariyerlerini bile ondan ayrı kalmayacak şekilde planlarlar. Evlilik ve çocuk hayallerine onu dâhil ederler. Hayatlarının sonuna kadar yanlarında sadece onu görmek isterler. Akıllarından bir başkasını geçirmelerine ya da alternatif olarak yedekte birini bulundurmalarına imkân yoktur. Başka bir karşı cinsin akıl çelme oyunlarına aşık bir kalp asla aldanmaz.

Film ve Şarkıların Tanıdık Gelmesi : “Bu filme de ağlanır mı ya!” diye bir zamanlar aşık arkadaşlarıyla dalga geçen kişiler, aşık olduklarında kendilerini romantik filmler izlerken bulurlar. Filmdeki karakterlerle özdeşleşir, oynayan başkarakterin yerinde onu görmeye başlarlar. “Sanki bu film bizi anlatıyor” cümleleri kurulur. Şarkıların müziklerinden çok sözlerine kulak verilir. Önceden tıngırtı olarak algılanan bu müzikler, aşıkken anlam kazanmaya başlar.

Kıskançlık : Kıskançlık en önemli aşk belirtilerindendir. Onu başkasıyla görmenin hayali bile ürkütür. Karşı cinsten herhangi birisi onunla konuşmaya kalkışsa bütün sinir sistemi gerginleşir, şah damarının atışı hissedilir ve tüm bedeni sıcak dalgalar kaplar. Kıskançlık, koruma içgüdüsünden kaynak alan bir duygudur. Aşkta bu duygu biraz daha abartılı bir şekilde yankı bulur. Kişi kendini kontrol altına alamazsa tehlikeli boyutlara bile gelebilir.

Karakterde ve Tepkilerde Gözle Görülür Değişim :Aşk ve acı insanı değiştiren iki olgudur. Aşk duygusu geçse bile bu değişimlerin izleri muhakkak kalır. Kişi aşıkken hiç olmadığı kadar hassas, pozitif, sabırlı ve romantiktir. Aile ve arkadaşlar tarafından bu durum kolaylıkla fark edilir. Aşkının onayını kazanabilmek için farkında olmadan onun istediği gibi biri olmaya başlar. Onun sevdiği şeyleri takip eder.


Aşk süreci dünyanın en güzel sürecidir
Aşk süreci dünyanın en güzel sürecidir
Aşk süreci dünyanın en güzel sürecidir; ancak aynı zamanda en tehlikeli süreci de olabilmektedir. İlkeleri, imkânsızlıkları, korkuları yıkıp geçen bu duygu kişileri olmadık yerlere sürükleyebilir. Yıkılan yuvaların, işlenen cinayetlerin, kötü yollara sürüklenmelerin altında yatan büyük sebeplerden birisi aşk duygusudur.
Öz farkındalık bu acı tabloların önüne geçmede çok önemlidir. Nasıl yaşanırsa yaşansın aşkın geçici bir duygu olduğu bilinmeli, kişiler kendisini saplantılı bir ruh haline sürüklememelidir. İnsan olabilmek; akla ve manevi değerlere sarılarak hormonları kontrol altına alabilmeyi gerektirir.

Yazıyı Puanla

SağlıklıHayat.Net
User Rating: 5 ( 3 votes)
Etiketler
Daha fazla göster

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close