Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar

Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar
Sponsor Bağlantılar:


Çocuğa ‘sen çok özelsin, farklısın’ mesajlarının sıklıkla gitmesi, erken yaşta bir ‘benlik’ duygusuna yol açabilir.
Çocuğuna hayır diyemeyen, böyle olunca da parmakta oynatılan yeni nesil anne-babalara günümüzde sık rastlamak mümkün.
Oysa bu tarz çocuk yetiştirme, abartılı özgüven şişirmesi ile benmerkezci, sadece kendisini önemseyen, insani duyarlılıkları zayıf kalacak bir nesil yaratacağı uyarısında bulunan uzmanlar, çocuk büyütürken yapılan ve doğru bilinen sekiz yanlışa parmak basıyor.

Doğru Bilinen 8 Yanlış :

1- ‘Özgüven Her Koşulda İyidir’

Bu bilgi, 1980 ve 90′lı yıllarda Amerika ve Avrupa’daki ‘yeni çocuk yetiştirme açılımına psikoloji biliminin ‘katkısı’ olarak ortaya sürülmüştür. Fakat yıllar, pek çok önemli kuramcının bu konuyu yeniden değerlendirmesine yol açmış, çocuklara özgüven pompalamasının, katkıdan çok zarar getirmeye başladığını göstermiştir.

Çocuğa ‘sen çok özelsin, farklısın’ mesajlarının sıklıkla gitmesi, erken yaşta aşırı şişen bir ‘benlik’ duygusuna neden olabilir. Çocuğun her davranışını detaylı olarak incelemek, sürekli ona açıklamalar yapmamak, yani hayatta ‘sürekli ve sadece’ onun merkezde olduğu algısını ortadan kaldırmak, özgüvenden bencilliğe gidebilecek yolu kesebilir.

2- Çocuklarla Yüksek Sesle Konuşulmaz , Çocuklara Hiçbir Zaman Kızılmaz :

Çocukları incitmemek, onların onurlarını kırmamak, onları ruhsal ve fiziksel olarak korumak sadece anne-babanın değil, hepimizin görevidir. Fakat çocuk, kimi zaman net ve sert yönlendirmelere de ihtiyaç duyar. Mesela; annesine herkesin ortasında tekme atan 3 yaşındaki bir çocuğa, sakince ‘bu yaptığın pek hoş değil’ demek yerine, sert ve net bir ses tonu ile ‘yapma!’ denilerek, sert ve donuk bir yüz ifadesi ile tepki verilebilir. Çünkü şiddet göstermesi neredeyse normal karşılanan bir çocuk, bu davranışı artırarak yineleyecektir. Yinelemesi ileride kötü sonuçlara mahal verebilir.

3- ‘Çocuk asla Başkalarının Yanında Uyarılmaz’

Çocuk, bu bilgiyi kullanarak, başkalarının yanında dizginlenemez davranışlar sergileyebilir. Mesela; başkalarının yanında sürekli gürültü yapan bir çocuğa da sert bir şekilde ‘hayır’ denilebilmelidir. Çünkü çocuk, çevreye verdiği rahatsızlığın farkında olmaz. Ona sınırlarını öğretecek olan anne-babadır. Çocuk bu sınırları ihlal etiğinde, anne-baba o anda müdahale ederek, net yönlendirmelerle bu ihlallere ‘dur!’ diyen taraf olmalıdır.Bu konudaki yaklaşım çok önemlidir.

4- ‘Başkalarının Çocuklarına Asla Müdahale Edilmez’

Bir olumsuzluk karşında kibarca haklı tepki vermenin gerekli olduğu durumlar da vardır.Eskiden genç annesinin başa çıkmakta zorlandığı bir çocuğu, tatlı sert bir müdahale ile hizaya getiren ‘teyzeler’ vardı. Günümüzde ise bir kafeteryada ortalığı birbirine katan bir çocuğa çoğunluk, ‘başkasının çocuğuna asla müdahale edilmez’ düşüncesi ile sessiz kalabiliyor. Oysa görmezden gelmek, hatta çocuğa gülümsemek yerine; anne-babayı rencide etmeyecek şekilde çocuğa dönerek ‘anneni çok zor durumda bırakıyorsun ve bağırtınla da hepimizi rahatsız ediyorsun’ denilebilir. Bunlar aslında önemli küçük şeylerdir.

5- ‘Çocuğun Her Merakı Giderilmeli’

Çocuğun sorduğu her sorusu ayrıntılarıyla cevaplanırsa, düşünceleri ve hayal gücü yetişkin cevapları ile ‘sınırsızca’ karşılık bulursa, çevrenin onun sorularına ve konuşmalarına yetişemediği ve bir süre sonra rahatsızlık vermeye başlayan bir çocuk haline gelebilir.
Çocuk, bazı sorularının cevabını kendi hayal gücünden tamamlayabilir. Böyle de olması gerekir. Her şeyi ayrıntısıyla bilmek zorunda değildir. Her sorusunun ayrıntılarıyla yanıtlanması, düşünce hızını ve konuşma miktarını kontrolsüz hale getirebilir. Bu da onun kaygı düzeyini artırabilir, yetişkin dili ile konuşan (‘büyümüş de küçülmüş’) bir duruma getirebilir.

6- ‘Çocuğun Her Seslenişine Cevap Verilmeli’

Her seslenişine mesela; o anda bir yetişkin ile muhabbet halinde iken bile karşılık alan çocuk sınır problemi yaşar. Bir başkası ile konuşan anne-babasını bölen çocuğa her seferinde cevap vermek, ona ‘diğerlerinin birlikte yaptıkları şeyler değil, sadece senin ne istediğim önemli’ mesajını gönderir. Bu çocuğa yapılabilecek bir kötülüktür.
Çocuk, isteğinin anında giderilmesini ister. Bunu normal karşılamak ve diğer konuşmayı önemsememek, doğrudan bu mesajı verir.

7- ‘Her Karar Mutlaka Çocuğa Sorulmalı’

Doğru bilinen bir yanlış bilgi daha…Bu bilgi de 6 yaşında ancak hafta sonunda nereye gidileceğine karar vermesi istenen, 8 yaşında ancak eve alınacak mobilyayı seçen, 4 yaşında ancak akşam mönüsü onun seçimine göre düzenlenen çocuklara işaret eder. Demokratikliğin çocuğu da kapsaması demek, aile içindeki önemli her karara çocuğu da katmak demek değildir. Bu yanlış bir tutum olur. Bazı kararlar sadece yetişkinler tarafından vermelidir. Karar verme sistemine her zaman çocuğu da katmak, hatta onu asıl karar verici yapmak çocukta yük yaratır, ego şişmesine yol açar. Yetişkinlerin sağlıklı kurulmuş bir otoritelerinin olması ve bu otoritenin orantılı olarak muhafaza edilmesi gerekir.

8-‘Yemek Yemeyen Çocuğa Asla Zorlama Yapılmaz’

Sadece pediatrinin değil, psikolojinin de kısmen konusudur bu. Bir bebeğe abartılı şekilde yemek yedirilmeye çalışılması, 7-8 yaşlarındaki çocuğun ağzına yemek tıkılması (bu, bağımlılık açısından riskli bir belirtidir) ne kadar sağlıksız ise yapısal olarak ‘yememeye yatkın’ çocuklara asla baskı yapmamak da gerçekçi değildir.

Bu tür çocuklar, tamamen kendi inisiyatiflerine göre yemek yiyemezler. Özellikle 2 yaş civarı çocuklar, bu konuyu iyice oyuna çevirirler, yemek yerken gezerler. Gezerken ya da masadayken, çocukların ağızlarını açmak istemedikleri zamanlarda da net ancak şiddet ve öfke göstermeden yönlendirmelerle yemek yedirilebilir.
sagliklihayat.net ten sevgiler…

Benzer Yazılar

Önceki Yazı: Sonraki Yazı:

Yorumlar